Sabit Yazı

3. sayıdan sonraki yayınlar için, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği öğrencilerinin web sitesine başvurunuz.

3. Sayı


2. Sayı


1. Sayı

 


188. Sayı



187. Sayı



186. Sayı



185. Sayı



184. Sayı



183. Sayı



182. Sayı



181. Sayı



180. Sayı



179. Sayı



178. Sayı



177. Sayı



176. Sayı



175. Sayı



174. Sayı



173. Sayı



172. Sayı



171. Sayı



170. Sayı



169. Sayı



168. Sayı



167. Sayı



166. Sayı



165. Sayı



164. Sayı



163. Sayı



162. Sayı



161. Sayı



160. Sayı



159. Sayı



158. Sayı



157. Sayı



156. Sayı



155. Sayı



154. Sayı


153. Sayı


152. Sayı

 

 

 

HAZIRLANMAKTA

 

 

 

 

 


151. Sayı

 

 



150. Sayı

 

 



149. Sayı

NOT: Bu sayıdaki eksik makalelerin hazırlık çalışmaları sürmektedir.

  • TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası 25. Olağan Genel Kurulu
  • TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası 25. Olağan Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi
  • TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası İstanbul Şube 8. Olağan Genel Kurulu
  • 14. Uluslararası Metalurji ve Malzeme Kongresi 16-18 Ekim 2008
  • TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası I. Öğrenci Kurultayı
  • 3.Uluslararası Tahribatsız Muayene Sempozyumu ve Sergisi
  • Basına ve Kamuoyuna
  • Egzoz Subaplarında Girdap Akımları ile Yüzeysel Çatlak Kontrol Uygulamaları
    Hakan GÜNAY, TMM Ltd. Şti. BURSA
    Süleyman KARADENİZ, DEU Mühendislişk Fak. Makina müh. Bölümü İZMİR
  • Dökümhane Kum Testleri Bize Ne Söyler?
    Çeviren: Şefkat KOÇ (Kısaltılmış Çeviri)
  • Yeni Çevrimiçi Sıcak Metal Silikon ve Kükürt Sensörlerinin Sıcak Metal Transfer Operasyonları, Sıcak Metal Desülfürizasyonu ve Tüm BOF Tesisi Prodüktivitesine Etkisi
    Randall P. STONE, Heraeus Electro-Nite Co.
    Dannt HABETS, Heraeus Electro-Nite Intl.
    Rudi MAES, Heraeus Electro-Nite Intl.
    Peter J. KOROS, Principal Koros Associates
  • Çinko Oksit Varistör Malzemelerde Mikroyapı ile Elektriksel Özellikler İlişkisi
    Sadi KARAGÖZ, Hasan ALANYALI, Muharrem YILMAZ
    Kocaeli Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü


148 Sayı

NOT: Bu sayıdaki eksik makalelerin hazırlık çalışmaları sürmektedir.

  • 2. Döküm ve Çevre Sempozyumu ve Sergisi
  • 3. Alüminyum Sempozyumu
  • 3. Uluslararası Tahribatsız Muayene Sempozyumu ve Sergisi
  • 14. Uluslararası Metalurji ve Malzeme Kongresi
  • AKP'nin Bor Oyunu
  • Bor Platformu Suç Duyurusu
  • Danıştay, Uşak Kışladağ Altın Madeni‘nin faaliyetlerini Durdurdu.
  • Eşme'de Yargı Kararları Uygulanmıyor.
  • Metal Madenciliği ve Metalurjisinde Dünya Devlerinin 2006 Performansı
    Murat SEZER, Metalurji Y. Mühendisi
  • Metal Talaş Atığının Minimizasyonu ve Çevresel Etkileri
    H. Berivan BODUROĞLU, Gözde ERKAL, M. Erhan İŞKOL
    Erkunt Sanayi A.Ş.
  • Isıl İşlem Pratiği
    The Casting Development Centre Technical Bulletin No: 7
    Çeviren: Şefkat KOÇ
  • Gerçek Zamanlı Curuf Şartlandırma Pratiği
    G.A. Meszaros, G.E. Goldsmith, I.M. Nickerson, M.C. McCoy
    United States Steel Corporation
    Çeviren: Aziz SEZER
  • Vakum İşleminde En İyi Sonuçları Almak İçin Pratik Yaklaşımlar
    İhsan ÖNAL, Metalurji Mühendisi
  • Malzeme Ararştırmaları ve Nanomalzemeler
    Feyzi YILMAZ, Sakarya Üniversitesi


147. Sayı

NOT: Bu sayıdaki eksik makalelerin hazırlık çalışmaları sürmektedir.

  • II. Endüstriyel Fırınlar ve Refrakter Sempozyumu
  • II. Döküm ve Çevre Sempozyumu ve Sergisi
  • 3. Alüminyum Sempozyumu
  • 3. Uluslararası Tahribatsız Muayene Sempozyumu ve Sergisi
  • Cargill'de Son Perde
  • Öğrencilerin Bombalanması Sürüyor.
  • Dökümhane Kumları için Bağlayıcı Killer
    The Casting Development Centre Technical Bulletin No: 8
    Çeviren: Şefkat KOÇ, ÇİMSATAŞ
  • EAF ve Potadaki Metalurjik Curufların Bir Elektro-Kimyasal Algılayıcı Vasıtasıyla Anında Kontrolu
    Wokfgang Glitscher and Rudi Maes
    Heraeus Electro-Nite Int. N.V
    Çeviren: Aziz SEZER
  • Devlet ve Toplum Üzerine Düşünceler
    Murat SEZER, Metalurji Y. Mühendisi
  • Kuran, Yapan, Üretenlerden; Yıkan, Satan Tüketenlere Bir Tarih Yolculuğu
    Mahmut KİPER, Metalurji Mühendisi


146. Sayı

 

 


 

145. Sayı

 

 



144. Sayı

 

 


143. Sayı

 

 


142. Sayı

 

 


141. Sayı

 

 


140. Sayı

 

 


139. Sayı

 

 


138. Sayı

 

 


137. Sayı

 

 


136. Sayı

 

 


135. Sayı

 

 


134. Sayı

 

 


133. Sayı

 

 


132. Sayı

 

 


131. Sayı

 

 


130. Sayı

 

 


129. Sayı

 

 


128. Sayı

 

 


127. Sayı

 

 


126. Sayı

 

 


125. Sayı

 

 


124. Sayı

 

 


123. Sayı : Tahribatsız Muayene

 

 


122. Sayı

 

 


121. Sayı : Seramik

 

 


121. sayıdan önceki dergilerde yer alan konular arşivde yeralmaktadır. Makale konusu -Yazarı - Sayı No - Sayfa No ve Yayın Tarihi başlıklarıyla verilen dergi arşiv bilgilerine erişmek için buraya tıklayınız.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu

Yönetici Özeti
Küresel Süreçler ve Türkiye
Yaşadığımız Çağa Genel Bakış
Enformasyon Toplumuna Doğru…Küreselleşme/Globalleşme
"Küreselleşme” ile İç İçe Gelişen Bir Başka Süreç: Bölgesel Bloklaşma
Düşük Yoğunluklu Savaş Süreci
Türkiye için Tek Stratejik Seçenek:Bilim ve Teknoloji Yeteneğini Yükseltmek
Anahatlarıyla Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Politikası
“Ulusal İnovasyon Sistemi” Kavram Olarak Neyi İfade Eder?
Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikası Açısından Türkiye’nin Uygulama Gündemi
Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji ile ilgili 1997-1998 Uygulama Gündemi
Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 25 Ağustos 1997’de Ele Aldığı Maddeler


TÜRKİYE'NİN BİLİM ve TEKNOLOJİ POLİTİKASI

-Özet-

TÜBİTAK-BTP
Ocak 1999
Ankara

Yönetici Özeti

Türkiye'de bilim ve teknoloji alanında belirli bir politika izleme arayışı ve ilk politika formülasyonları Plânlı Dönem'le birlikte başlamıştır. Bilimsel faaliyetin yönlendirilmesinde rol alacak ilk kurum da (TÜBİTAK) yine aynı dönemin (1963) ürünüdür. TÜBİTAK'ın kurulmasını sağlayan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Plânı'ndaki (1963-67) ilke, izlenecek politikanın ana hatlarını da belirlemektedir:

"Tabii bilimlerde temel ve uygulamalı araştırmaları [altı tarafımızdan çizildi] teşkilâtlandırmak, bunlar arasında işbirliğini sağlamak ve araştırma yapmayı teşvik etmek üzere bir Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu kurulacaktır. Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu, araştırmaların plân hedeflerini gerçekleştirecek alanlara yönelmesinde ve buna göre öncelik almasında yardımcı olacaktır." (Birinci Beş Yıllık Kalkınma Plânı, 1963-67)

Daha sonraki plân dokümanlarında (İkinci Beş Yıllık Kalkınma Plânı'nın [1968-72] son yıllarına ait Yıllık Program'larda ve Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Plânı'nda [1973-77]) teknolojik gelişme ve teknoloji transferi konuları da ele alınmış ve hatta Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Plânı'nda (1979-83) ilk kez, "teknoloji politikaları"ndan söz edilmiş, "teknoloji politikalarının sanayi, istihdam ve yatırım politikalarıyla birlikte bir bütün olarak ele alınması ve belli sektörlerin kendi teknolojilerini üretecek biçimde geliştirilmesi" öngörülmüştür. Ama, 1960'lı ve 1970'li yıllarda, bilim ve teknoloji alanında izlenen ana politika, doğa bilimlerinde temel ve uygulamalı araştırmaların desteklenmesi olmuştur.

1980'li yılların başında, dönemin konu ile ilgili Devlet Bakanı Prof. Dr. Nimet Özdaş’ın eşgüdümünde, 300 kadar bilim adamı ve uzmanın katılımıyla hazırlanan Türk Bilim Politikası: 1983-2003 dokümanıyla, ilk kez, ayrıntılı bir bilim ve teknoloji politikası ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu dokümanda teknoloji konusu da bir ana motif olarak ele alınmış ve öncelik verilecek teknoloji alanları belirlenmiştir. Bu yeni yaklaşım, bilim ve teknoloji politikalarının, ekonominin yönetiminde ve toplumsal yaşamın başlıca etkinlik alanlarının düzenlenmesinde rol alan unsurların da (ilgili bakan ve üst düzey bürokratlar, hükümet dışı kuruluş temsilcileri v.b.) katılımıyla belirlenmesine olanak tanıyan yeni bir kurum yaratmıştır: Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK).

Ne var ki, Türk Bilim Politikası: 1983-2003 hayata geçirilememiştir. 1983'te kurulan, ancak, ilk toplantısını 9 Ekim 1989'da yapabilen BTYK'ya, sınırlı ölçüde de olsa, işlerlik kazandırılması ise, 3 Şubat 1993'te yaptığı ve “Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003” başlıklı dokümanı kabul ettiği ikinci toplantısı ile başlayan yeni dönemde mümkün olmuştur.

Özetle söylemek gerekirse, Cumhuriyet’in kurulmasından 1990’lı yılların başlarına kadar izlenen politika, Türkiye’nin matematik, fizik bilimler, mühendislik ve sağlık bilimleri ile tarım bilimleri alanlarında yetkinleşmesi ve insanlığın ortak bilim mirasına katkıda bulunan ülkeler arasında saygın bir yer kazanması amacını gütmüş; bunun için çaba gösterilmiştir. 1963 yılında TÜBİTAK’ın kurulması bu sürece hız kazandırmıştır.

Türkiye’nin bilim alanında yetkinleşmesinin, teknolojide yetkinleşmesi için de sağlam bir temel oluşturacağı çok açıktır. Çünkü, çağımız teknolojisinin kaynağı bilimsel bilgidir. Aslında bunun tek yönlü işleyen bir süreç olmadığı; teknolojide kaydedilen ilerlemelerin de, bilimsel bilginin sınırlarını genişletmede büyük bir etken olduğu bilinen bir gerçektir. Hatta, bilim ve teknolojideki olağanüstü gelişmeler, belli konularda, bu iki bilgi kümesini birbirine son derece yaklaştırmış; gen mühendisliği gibi, bilim ve teknolojinin iç içe geçtiği, yeni bilim ve teknoloji dalları ortaya çıkmıştır.

Teknoloji ve onun kaynağını oluşturan bilimin doğrudan bir üretici güç haline gelmiş olması çağımızın ayırt edici özelliğidir. Artık, üretimde yetkinlik bilim ve teknolojide yetkinlik olarak anlaşılmaktadır. Dolayısıyla da, bilim ve teknoloji, ekonomik büyüme ve toplumsal refah açısından, stratejik bir önem kazanmıştır. Ülkelerin ‘bilim politikaları’ da, bu değişime paralel olarak, ‘bilim ve teknoloji politikaları’ haline gelmiş ve bu politikalar, bütünüyle, ekonomiye ve toplumsal yaşama ilişkin kavramlarla örülmeye başlanmıştır.

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun (BTYK) 3 Şubat 1993’te karar altına aldığı ve Türkiye’nin bugünkü, Bilim ve Teknoloji Politikası’nın temelini oluşturan “Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003”, işaret edilen bu yeni yaklaşımın ürünüdür. Bu dokümanda ifadesini bulan politika, Yüksek Planlama Kurulu'nca VII. Beş Yıllık Plân Döneminde Öncelikle Ele Alınması Öngörülen Temel Yapısal Değişim Projeleri Kapsamındaki “Bilim ve Teknolojide Atılım Projesi” ile geliştirilerek somut bir zemine oturtulmuştur. Bu proje ise, VII. Beş Yıllık Kalkınma Plânı’nın ana başlıklarından birini oluşturmuştur.

Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikası’nın ve buna dayalı Uygulama Gündemi’nin son şeklini aldığı, Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Politikası (TÜBİTAK, BTP 97/04, Ağustos 1997) dokümanı, Yüksek Kurul’un 25 Ağustos 1997 günlü toplantısında onaylanmış; böylece, Türkiye’nin izleyeceği bilim ve teknoloji politikası ile uygulamaları açısından, baş vurulacak temel dokümanlardan biri haline gelmiştir.

1993 sonrasında izlenen poitikanın ayırt edici özelliği, yalnızca bilimde değil teknoloji alanında da yetkinleşilmesinin amaçlanması ve bu yetkinleşmenin, bilim ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilme becerisine de sahip olma amacını içermesidir.

Bilim ve teknolojiyi süratle ekonomik ve toplumsal faydaya (pazarlanabilir yeni ürün, yeni sistem, yeni üretim yöntemleri ve yeni toplumsal hizmetlere) dönüştürebilme becerisi, genel olarak, inovasyon (yenilik/yenile(n)me) becerisi olarak anılmaktadır. Çağımızda bir ulus, bilim ve teknoloji alanında gösterdiği yetkinliği inovasyonda da gösterebiliyorsa, böylesi bütünsel bir beceriye sahipse, ancak o zaman, dünya pazarlarında rekabet üstünlüğü sağlayabilmekte; küresel süreçlerde söz ve karar sahibi olabilmektedir.

TÜRKİYE’nin, bilim ve teknoloji alanında yetkinleşmesi; bilim ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilme becerisini kazanması, Ulusal İnovasyon Sistemi’ni kurmayı başarmasına bağlıdır.

Başarının kilit noktası ise, altını çizerek belirtmek gerekir ki, Ulusal İnovasyon Sistemi’ni kurma konusunun ekonomik, siyasi, toplumsal boyutlarıyla sistemsel bir bütünlük, süreklilik ve siyasi kararlılık içerisinde ele alınmasıdır.

Ulusal İnovasyon Sistemi, Türkiye’nin sanayileşme eşiğini geçip enformasyon toplumuna -ve giderek bilgi toplumuna- evrilmesinin, bu ikili sorunu, aynı zaman diliminde aşabilmesinin manivelasıdır. Onun içindir ki, temel amacı;

  • Bilim ve Teknoloji ile barışık,

  • Ulusal İnovasyon Sistemi’ni kurmuş,

  • Bilim ve teknoloji üretmede yetkinleşmiş,

  • Bilim ve teknolojiyi süratle ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme (inovasyon) becerisini kazanmış,

  • Dünya bilim ve teknolojisine, insanlığın bu ortak mirasına, katkıda bulunan ülkeler arasında saygınlığa sahip

bir Türkiye yaratmak, biçiminde tanımlanabilecek olan bugünkü Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikamızın ana konusunu Ulusal İnovasyon Sistemi’nin kurulması oluşturmaktadır.

Beklenen odur ki, 25 Ağustos 1997’de tarihinin üçüncü, 2 Haziran 1998’de de dördüncü toplantısını yapan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun aldığı kararlar, hem Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikası’nın, ülke çapında, sistemsel bir bütünlük, süreklilik ve siyasi kararlılık içinde hayata geçirilmesi açısından bir dönüm noktası oluştursun; hem de, bu politikanın odak noktasını teşkil eden Ulusal İnovasyon Sistemi’nin kurulması yönünde yeni bir heyecan, yeni bir atılım yaratsın.

Yaşadığımız sorunlara kalıcı çözümler bulabilmenin Türkiye’nin bilim-teknoloji-üretim yeteneğini yükseltmekle mümkün olacağı inancını taşıyan TÜBİTAK, böylesi bir Türkiye yaratma yolunda payına düşen rolü üstlenmeyi sürdürecektir.

Küresel Süreçler ve Türkiye Yaşadığımız Çağa Genel Bakış
Enformasyon Toplumuna Doğru…


Bugün, toplumsal, siyasi, ekonomik etkileri açısından İngiliz Sanayi Devrimi'yle eş tutulan ve yeni bir çağa -enformasyon çağına- ya da sanayi ötesi topluma (enformasyon toplumuna) geçiş süreci olarak nitelenen tarihsel bir olguya tanık oluyoruz. Bu olgu, daha çok, üretim sistemlerinin ve iş sürecinin dayandığı teknoloji tabanındaki köklü değişimle ayırt ediliyor. Enformasyon teknolojisindeki olağanüstü gelişmeler bu değişimde belirleyici bir rol oynuyor.

Teknoloji tabanındaki değişime paralel olarak ürün ve üretim yöntemlerinin teknoloji içeriği de (muhtevası) giderek artıyor. Teknoloji, kol gücünü bütünüyle, beyin gücünü kısmen ikame eden, diğer bütün üretim faktörlerini de (üretim araçlarını, ham maddeleri) önemli ölçüde değişime uğratan bir üretici güç olma yolundadır ve bu niteliğiyle, üretim faktörleri arasındaki nispî önemi de giderek artmaktadır.

Bu değişim sürecinde, teknolojiye ve çağımız teknolojisinin kaynağı olan bilime egemen ülkeler, sanayi başta olmak üzere, bütün ekonomik etkinlik alanlarında mutlak bir üstünlük elde etme yolundadırlar. Kısacası, teknoloji, ulusların rekabet üstünlüğünün tek anahtarı haline gelmiştir. Dolayısıyla da dünya nimetlerinin yeniden paylaşılmasında ve toplumsal refahın yükseltilmesinde bilim ve teknoloji alanındaki üstünlük belirleyici olmaktadır.

Küreselleşme/Globalleşme”

Tanık olduğumuz bir başka küresel olgu, “küreselleşme/globalleşme”dir. Belli bir kültür, ekonomi ya da siyaset normunun, değer yargısının ya da kurumsal yapının küresel ölçekte yaygınlık kazanarak o alanda geçerli tek norm, tek değer yargısı ya da tek kurumsal yapı haline gelmesini ifade eden “küreselleşme”, yukarıda işaret edilen devrimsel değişim süreciyle iç içe yürümektedir.

"Serbest ticaret" normunu, bütün dünyada egemen kılmayı amaçlayan ve GATT müzakerelerine taraf ülkelerin onayıyla 1995’te yürürlüğe giren (TBMM tarafından da 26.1.1995 tarih ve 4067 sayılı yasayla onaylanan) Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Kuruluş Anlaşması ve Ekleri (kısaca “Uruguay Turu Nihaî Senedi” olarak anılan anlaşma), “küreselleşme” hedefi doğrultusunda atılmış bir adımdır.

Uruguay Turu Nihaî Senedi, patent ve benzeri fikrî mülkiyet haklarının korunmasını bütün dünyada güvence altına alan bir hukuk düzenini de birlikte getirmektedir (WTO Kuruluş Anlaşması ekindeki Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması). Dahası, aynı senet, devletin hangi ekonomik etkinlik alanlarına, ne ölçüde ve hangi koşullarla destek sağlayabileceğinin kurallarını belirlemekte ve bu kurallara uymayan devletlere uluslararası düzeyde uygulanacak yaptırımları da ortaya koymaktadır (WTO Kuruluş Anlaşması ekindeki Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması).

Üretim sistemleri ve iş sürecindeki dönüşümün kaynağını oluşturan teknolojilerin küresel ölçekte yaygınlık kazanması “küreselleşme”nin bir diğer göstergesidir. Örneğin, enformasyon teknolojisi, hangi coğrafyada filizlenip belli bir olgunluğa erişmiş olursa olsun, bugün bir dünya teknolojisi haline gelmiştir. İş sürecine / üretim organizasyonuna giderek egemen olmaya başlayan ve günümüz enformasyon teknolojisine dayalı olarak gelişen esnek üretim - esnek otomasyon teknolojileri için de aynı çözümlemeyi yapmak mümkündür.

Bu arada, ileri malzeme teknolojilerinin ve 21. Yüzyıl’da, enformasyon teknolojisinin bugünkü rolüyle kıyaslanabilir bir rol üstlenmesi beklenen yeni biyoteknoloji ve gen mühendisliğinin küresel teknolojiler olma yolunda geliştiklerini önemle vurgulamak gerekir.

“Küreselleşme” sürecinin bir başka yönü ise, üretim faaliyetlerini bütün bir dünya coğrafyasına yayan (diğer bir deyişle, üretim faaliyetlerini uluslararasılaştıran) ulus-aşırı ya da çok-uluslu dev firmaların, bu sürecin bir dünya sistemi olarak yerleşmesinde oynadıkları belirleyici roldür. Bilim ve teknolojiye egemen ülke kökenli bu firmalar, günümüz teknolojisinin -dünya teknolojisinin- fiili sahipleridir. (Fikrî mülkiyet haklarının korunması, sübvansiyonlar ve telâfi edici tedbirler ile ilgili olarak, Uruguay Turu Nihaî Senedi’nin getirdiği düzenlemelerin bu bağlamda altını bir kez daha çizmekte yarar vardır.) Teknolojiye egemen olmayan ülke kökenli firmaların, iç ve dış pazarlarda rekabet edebilmek ve ayakta kalabilmek için ihtiyaç duyacakları teknolojilerin transferindeki muhataplarının genellikle bu dev firmalar olduğunu, Türkiye açısından önemle kaydetmek gerekir.

Gümrük duvarlarının ve geleneksel korumacılığın giderek kalktığı bir dünyada rekabet edebilmek için belirleyici olan faktör, pazarlanabilir yeni ürün ve üretim yöntemleri, yeni yönetim teknikleri ve yeni teknolojiler geliştirmeye yönelik, bütünsel bir yeteneğin -inovasyon yeteneğinin- kazanılmış olmasıdır. Üretici firmalar, böylesi bir yeteneği ancak, yeni bir ürün ya da üretim yöntemi, yeni bir sistem geliştirmeyi ya da mevcutların iyileştirilmesini kendileri yapıyorlarsa -bu amaçla kendileri AR-GE yapıyorlarsa- kazanabilirler. Bunun da ön koşulu, mensup oldukları ülkenin, ulusal inovasyon sistemini kurmuş olmasıdır.

Türkiye'nin, “küreselleşen” dünyadaki yeri nedir ya da ne olacaktır? Örneğin, serbest ticareti güvence altına alan tek bir hukuk sisteminin dünyaya egemen kılınması halinde, Türkiye, dünya ticaretinde ne kadarlık bir pay alabilecektir? Ya da bir başka deyişle, gümrük duvarlarına dayalı korumacılığın bütünüyle kalktığı koşullarda, bilim, teknoloji ve sanayideki yetkinlikleriyle rekabet üstünlüğüne zaten sahip bulunan (ve açıkça söylemek gerekirse, bu yetkinliğe erişmiş oldukları için serbest ticaret düzenini bütün dünyaya egemen kılma kararına varan) ülkeler karşısında, Türkiye, dünya ticaretinde, belli bir yüzde ile ifade edilen ciddi bir pay alabilecek midir? Ya da, bilim ve teknoloji yeteneğini henüz geliştiremeden bu yeni düzen içinde yer almaya çalışan Türkiye, gereksinim duyacağı dünya teknolojisini hangi yolla edinecek ve bunun bedelini hangi imkânlarıyla ödeyebilecektir? Türkiye, bunları ve aşağıda değinilecek olan bir başka süreci de göz önünde tutarak, “küreselleşen” dünyada kendisine bir yer seçme durumundadır.

“Küreselleşme” ile İç İçe Gelişen Bir Başka Süreç:
Bölgesel Bloklaşma


Ulusal motifin giderek güç kazandığı siyasi bir sürecin “küreselleşme” süreci ile iç içe geliştiği görülmektedir. Dahası, rekabet yeteneklerini tek başlarına sürdüremeyeceklerini gören uluslar, bölgesel bloklaşmaların peşindedirler. Bölgesel bloklaşmalar, bu anlamda, ulusal çıkarları koruyabilmenin yeni siyasi-ekonomik-toplumsal formülasyonudur.
Kısacası, bir yanda “küreselleşme”, öte yanda bloklararası rekabetin egemen olacağı bir dünya oluşturma sürecine tanık olunmaktadır.

Açıkça görülmektedir ki, bloklar, bilim-teknoloji-sanayi üstünlüğüne sahip ülkeler ekseninde ve daha çok, bu niteliğe sahip ülkelerin bir araya gelmeleriyle oluşmaktadır. Bloklar dışında kalması söz konusu olan ülkeler ise bilim-teknoloji-sanayi yeteneğine sahip bulunmayan ülkelerdir ve bölgesel olarak toplulaşmış güç odaklarının denetimindeki bir dünyada, bu ülkelerin neredeyse yaşam hakları kalmayacaktır.

Türkiye, bloklaşan bir dünyada kendine yer bulma sorununu en sıcak biçimde yaşayan ülkelerden biri konumundadır ve sorun Türkiye için yaşamsaldır.

Düşük Yoğunluklu Savaş Süreci

Bölgesel bloklaşma süreciyle at başı birlikte gittiği gözlenen bir başka süreç, ‘düşük yoğunlukta savaşların’ sürüp gittiği bölgelerin oluşmasıdır. Daha çok ulusal motiflerin egemen olduğu, bu mevzii, küçük, ama sürekli savaşlar, bloklaşmaların dışında ya da eteklerindeki ülkelerde yer almaktadır.

Birleşmiş Milletlerin elindeki mekanizmalar ya da başka bir küresel mekanizma ile bu tür savaşları çıkmadan önleme konusunda bir kararlılık bulunduğunu, ya da yakın gelecekte böylesi bir kararlılığın küresel boyutta ortaya çıkabileceğini söylemek pek mümkün gözükmemektedir.

Öyle görülmektedir ki, düşük yoğunlukta savaş konjonktürü dünyanın belli bölgelerinde, ‘küreselleşme’ ve bloklaşma süreçleriyle iç içe, daha uzunca bir süre, devam edecektir. Burada, açıkça bilinmesi gereken nokta, bir ülkenin kendi isteğiyle ya da isteği dışında bu tür bir savaş konjonktürüne sürüklenmesi halinde, bununla baş edebilmesinin, mutlak olarak kendi, ulusal bilim, teknoloji ve sanayi yeteneğine bağlı olacağıdır. Türkiye böylesi bir coğrafyanın içindedir.

Türkiye için Tek Stratejik Seçenek:
Bilim ve Teknoloji Yeteneğini Yükseltmek

Türkiye, 21. Yüzyıl'ın tohumlarını da içinde taşıyan bu süreçlerin hiçbirinde etkin bir rol oynamamakla birlikte, yarattıkları sonuçların doğrudan etkisi altındadır. Türkiye, bu süreçler bağlamında, pek çok sorunla baş etmek zorundadır. Bunlar içinde en yaşamsal olanı, teknolojideki çağ değişimini yakalayabilmek sorunudur. Ne var ki, burada sorun Türkiye için ikilidir. İngiliz Sanayi Devrimi ile başlayan sanayi toplumlarına evrilme sürecini kaçıran Osmanlı İmparatorluğu’nun bu geç kalmışlık mirasını devralan ve sanayileşme eşiğini henüz aşamamış bulunan Türkiye, şimdi, sanayi toplumları yeni bir çağa evrilirken, hem bu tarihsel açığını kapatmak hem de yeni çağ değişimini yakalayabilmek sorunu ile karşı karşıyadır. Bu ikili sorunu aynı zaman diliminde çözmede göstereceği başarı, Türkiye’nin diğer küresel süreçlerdeki yerini, dolayısıyla da, geleceğini belirleyecektir.

Bu ikili sorunun çözümü, bilim ve teknoloji alanında yetkinlik kazanma noktasında düğümlenmektedir. Bilim ve teknolojide yetkinleşmek, yalnızca ‘bilim ve teknolojiyi üretmede’ yetkinleşmek anlamına gelmemektedir. Bir ulus, bilimsel ve teknolojik araştırmalar sonucu ortaya konan bulguları, süratle, ekonomik ve toplumsal faydaya (pazarlanabilir yeni ürün, yeni sistem, yeni üretim yöntemleri ve yeni toplumsal hizmetlere) dönüştürebilme becerisine -kısacası, inovasyon (yenilik/yenile(n)me) becerisine- de sahipse, ancak o zaman, dünya pazarlarında rekabet üstünlüğü sağlayabilmekte; küresel süreçlerde söz ve karar sahibi olabilmektedir.

Türkiye’nin bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltmek, bilim ve teknolojiye egemen, inovasyonda yetkinleşmiş bir ülke yaratmak, tek stratejik seçeneğimizdir. Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Politikası bu stratejik seçeneği temel almakta ve böylesi bir ülke yaratabilmek için izlenmesi gereken yolu göstermektedir. Yukarıda özetlenen “Küresel Süreçler ve Türkiye” çözümlemesini kalkış noktası olarak alan bu politika birbirini izleyen üç dokümanda ifadesini bulmuştur. Aşağıda bu dokümanlara ve neleri içerdiklerine kısaca değinilecek ve böylece, Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji politikası anahatlarıyla ortaya konmaya çalışılacaktır.

Anahatlarıyla Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Politikası

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun (BTYK) 3 Şubat 1993’teki ikinci toplantısında karar altına aldığı “Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003”, Türkiye’nin bugünkü, Bilim ve Teknoloji Politikası’nın temel dokümanıdır. Bu dokümanda ifadesini bulan politika, Yüksek Planlama Kurulu'nca VII. Beş Yıllık Kalkınma Plânı Döneminde Öncelikle Ele Alınması Öngörülen Temel Yapısal Değişim Projeleri Kapsamındaki “Bilim ve Teknolojide Atılım Projesi” ile geliştirilerek somut bir zemine oturtulmuştur. Bu proje, VII. Beş Yıllık Kalkınma Plânı’nın ana başlıklarından birini oluşturmuştur.

Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003’te, Türkiye’nin, sanayileşmiş ülkeler ve yeni sanayileşen ülkelerde olduğu gibi, başta enformatik ve ileri malzeme teknolojileri ile biyoteknoloji olmak üzere, çağımızın jenerik teknolojilerinde yetenek kazanması gerektiğinin altı çizilmekte ve on yıllık dönem için ulaşılması öngörülen hedefler ve alınması gereken önlemler belirlenmektedir.

Bilim ve Teknolojide Atılım Projesi” ise, Türkiye’nin bilim ve teknoloji yeteneğinin hangi somut temeller üzerinde yükseltilebileceğine işaret etmekte ve Türkiye’yi, bilim ve teknoloji üretiminde yetkinleşmiş; üretilen bilim ve teknolojiyi (bilimsel ve teknolojik araştırmalar sonucu ortaya konan bulguları) süratle, ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilme -inovasyon- becerisini kazanmış; bunun için gerekli olan ulusal inovasyon sistemini kurmuş bir ülke haline getirebilmenin yollarını göstermektedir (‘ulusal inovasyon sistemi’ dendiğinde neyin anlatılmak istendiği, diğer bir deyişle, Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Politikası tasarımında bu kavramın hangi anlamda kullanıldığı, aşağıda, ayrı bir kutu içinde açıklanmıştır).

Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003 ile Bilim ve Teknolojide Atılım Projesi temelinde şekillenen Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikası’nın kalkış noktası olarak aldığı, yukarıda da özetlenen, “Küresel Süreçler ve Türkiye” çözümlemesi ve bu politikanın genel çerçevesi, 1997 yılında, TÜBİTAK tarafından hazırlanarak Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’na sunulan Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Politikası (TÜBİTAK BTP 97/04, Ağustos 1997) başlıklı doküman ile, bir kez daha, etraflıca açıklanarak ortaya konmuştur. 25 Ağustos 1997 günlü toplantısında bu dokümanı onaylayan Yüksek Kurul, bu politikayı hayata geçirmeye yönelik Uygulama Gündemi’ni de karara bağlamıştır. Bu Uygulama Gündemi’ne, aşağıda yer verilecektir.

Ulusal İnovasyon Sistemi ” Kavram Olarak Neyi İfade Eder? Ulusal inovasyon sistemi bilim ve teknoloji üretmeye yönelik kurumsal mekanizmaların ötesinde, bilimsel ve teknolojik bulguları ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilmenin kurumsal mekanizmalarını da içerir ve önemi de buradan gelir. Zira, bilimsel ve teknolojik bulguları ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme yeteneğine sahip bulunmayan herhangi bir ülke, sektör ya da işletmenin geleneksel korumacılığın kalktığı, uluslararası rekabete açık bir dünyada varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Ulusal inovasyon [yenile(n)me/yenilik] sistemi, genel olarak,* ürün ya da üretim yöntemlerine ilişkin yeni teknolojileri edinebilme; özümseyip kullanabilme; bu teknolojilerin ekonominin bütün etkinlik alanlarına yayınmasını (difüzyonunu) sağlayabilme;
* ürün geliştirme, yeni ürün tasarımlayabilme;
* yeni ürün tasarımıyla birlikte üretim yöntemini de geliştirme, yeni yöntem tasarımlayabilme;
* geliştirilen ya da yeni bulunan üretim yönteminin gerektirdiği üretim (proses) makinalarını tasarımlayabilme ve üretebilme;
* sayılan tasarım ve üretim süreçlerini besleyen teknolojik araştırma-geliştirme faaliyetini sürdürebilme; gereksinim duyulan teknolojileri bilimsel bulgulardan kalkarak üretebilme; ve o teknolojilerin kaynağını oluşturan bilimi üretebilme;
* araştırma, geliştirme, tasarım, üretim (imalat), pazarlama süreçlerinin hem kendi içlerindeki hem de aralarındaki ilişkileri düzenleyen ve daha ileri düzeylerde yeniden üreten organizasyon yöntemlerini geliştirebilme yeteneklerine sahip ulusal kuruluşların oluşturduğu bir sistemi ve aralarındaki ilişkileri ifade eder. Açıkça bellidir ki, ulusal inovasyon sistemi, sayılan yeteneklerin var olabilmesi ve sürdürülebilmesi için gerekli olan her tür kurumu içerir. Bir başka deyişle, sistem yalnızca,

  • ürettikleri ürünler, verdikleri hizmetler, üretim ve organizasyon yöntemlerinde yenilik yapabilme yeteneğine sahip firmalar (kısacası ‘yenilikçi’ firmalar); ve bu firmalara mühendislik, danışmanlık, tasarım ve kontrollük hizmetleri veren kuruluşlar;

  • teknoloji transferine ilişkin mekanizmalar;

  • kendi bünyelerinde profesyonelce araştırma yapan firmaların bu faaliyetlerini yürüttükleri araştırma birimleri; sözleşmeli araştırma merkezleri ve daha çok sınaî araştırmalar ve rekabet öncesi geliştirme faaliyetlerinde bulunan ortak araştırma merkez ve konsorsiyumları;

  • temel araştırmalar yapan üniversiteler ve belli misyonlara yönelik olarak temel araştırmalar yapan kamu araştırma kurumları;

  • rüzgâr tunelleri, simülâtörler, akseleratörler v.b. teknolojik kolaylıklar;

  • eğitim-öğretim kurumları;

  • öğretim ve araştırma kalitesini değerlendiren kurumlardan

oluşmaz. Bunların yanında,

  • enformasyon ağları ve konuya özgü enformasyon hizmetleri veren merkezler;

  • standartlarla ve kalite denetimiyle ilgili kurumlar; ulusal metroloji sistemi; ulusal ‘notifikasyon’, ‘akreditasyon’ ve ‘sertifikasyon’ sistemi;

  • üniversite ve kamu araştırma kurumlarının araştırma potansiyeli ile sanayi kuruluşlarının ileri teknolojiler temelindeki yaratıcı girişimciliğini buluşturan teknoparklar, teknokentler;

  • yeni geliştirilen üretim araç ve yöntemlerini tanıtıcı -ve bunların içerdiği yeni teknolojilerin yayınımını (difüzyonunu) sağlayıcı- gösteri (demonstrasyon) merkezleri;

  • firmaların yeni bilimsel ve teknolojik bulgulara erişebilmeleri; bunları kavrayıp, teknoloji gereksinmelerini karşılamak ve ticarileştirilebilmek üzere kullanabilmelerinde, kendilerine yardımcı olacak teknoloji danışmanları ve merkezleri;

  • patent ofisleri ile fikri mülkiyet /sınaì mülkiyet haklarını koruyan diğer kurumlar;

  • uluslararası arenada, teknoloji alanında işgörmede yetkinleşmiş kuruluşlar; ve teknoloji ataşelikleri;

  • özellikle aşağıdaki konularda danışmanlık hizmeti veren kurumlar/firmalar:

  • yeni iş / yeni atılım alanlarına ilişkin ekonomik ve teknolojik fizibilite raporlarının hazırlanması ve yeni iş fırsatlarının geçerliliğinin irdelenmesi (tahkiki);

  • iş stratejilerinin / iş planlarının geliştirilmesi;

  • finansman yönetimi ve finansman kaynaklarına erişim;

  • pazarlama, özellikle, uluslararası pazarlara açılma;

  • fikrî mülkiyet / sınaî mülkiyet hakları mevzuatı (patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, yazılım geliştirme, marka ve coğrafi işaretlere ilişkin ulusal, yabancı, uluslararası mevzuat); patent başvuru ve tescil işlemleri ve benzeri işlemler;

  • firmalara rekabet üstünlüğü kazandırma, büyüme ve işlerini geliştirme konularında yardımcı olma amacına yönelik teknolojik yetenek analizleri;

  • firmaların, işletme performanslarını sürekli olarak geliştirebilmeyi öğrenmelerini sağlama amacına yönelik işletme performans analizleri ve işletme elemanlarının yetiştirilmesi;

  • “Just-in-Time”, “Toplam Kalite Yönetimi” gibi kavramlarla ifade edilen, iş sürecine ilişkin yeni normların firma kültürü haline getirilmesi;

  • yazılım geliştirme, veri işleme; yazılım ve enformasyon tedariki;

  • inovasyon yönetimi; AR-GE yönetimi ve araştırma sonuçlarından yararlanma; insan kaynakları yönetimi;

  • dünyadaki en iyi uygulama örneklerine erişim ve aktarım.

  • genellikle yeni teknolojileri içeren ve nispeten uzun bir gelişme dönemini gerektiren yeni iş alanlarına atılan girişimcilere ve üstün yetenekleri ile yaratıcılıkları dışında sermayelari bulunmayan birey ve gruplara, ilk atılım sermayesi (‘seed capital’) sağlayan finansman kuruluşları;

  • teknolojik inovasyon yatırımlarını özendiren mekanizmalar;

  • üniversiteler tarafından yürütülen bilimsel araştırmalara ve firmalarca yürütülen AR-GE faaliyetlerine finansman yardımı sağlamaya yönelik mekanizmalar;

  • sözleşmeli araştırma merkezlerinin, ortak araştırma merkez ve konsorsiyumlarının oluşmasını kolaylaştırmaya ve finansman desteği sağlamaya yönelik, ayrıca, firmaları ortak araştırma yapmaya özendirici mekanizmalar;

  • kuluçkalıklar, teknopark ve benzeri etkileşim ortamlarının yaratılmasını ve özel amaçlı enformasyon ağlarının kurulmasını kolaylaştırıcı/destekleyici mekanizmalar;

  • teknolojik açıdan yenilikçi ve yaratıcı girişimcilerin risklerini paylaşmak üzere, sonuçta ortaya çıkan ürün başarılı bir biçimde ticarileştirilebilmişse geri ödenmesi koşuluyla, ucuz kredi olanağı sağlayan kuruluşlar;

  • kaynak ihtiyacı olan, gelişme potansiyeline sahip, ileri teknoloji tabanlı girişim şirketlerine ticari amaçlarla uzun vadeli sermaye yatırımı yapan risk sermayesi yatırım ortaklıkları

ulusal inovasyon sisteminin diğer yapı taşlarını oluşturur.

Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikası Açısından Türkiye’nin Uygulama Gündemi

TÜRKİYE’nin bilim ve teknoloji alanında yetkinleşmesi; bilim ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilme becerisini kazanması, Ulusal İnovasyon Sistemi’ni kurmayı başarmasına bağlıdır.

Başarının kilit noktası ise, Ulusal İnovasyon Sistemi’ni kurma konusunun ekonomik, siyasi, toplumsal boyutlarıyla sistemsel bir bütünlük, süreklilik ve kararlılık içerisinde ele alınmasıdır.

Ulusal İnovasyon Sistemi, Türkiye’nin sanayileşme eşiğini geçip enformasyon ve giderek bilgi toplumuna evrilmesinin, bu ikili sorunu aynı zaman diliminde aşabilmesinin, manivelasıdır. Bu nedenledir ki, amacı;

  • Bilim ve Teknoloji ile barışık,

  • Ulusal İnovasyon Sistemi’ni kurmuş,

  • Bilim ve teknoloji üretmede yetkinleşmiş,

  • Bilim ve teknolojiyi, hızla, ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme (inovasyon) becerisini kazanmış,

  • Dünya bilim ve teknolojisine, insanlığın bu ortak mirasına, katkıda bulunan ülkeler arasında saygınlığa sahip

bir Türkiye yaratmak, biçiminde tanımlanabilecek olan Ulusal Bilim ve Teknoloji Politika’mızın ana konusunu Ulusal İnovasyon Sistemi’nin kurulması oluşturmaktadır.

TÜBİTAK’ça hazırlanarak BTYK’nın 25 Ağustos 1997 günlü toplantısına sunulan ve daha sonra da BTYK’nın 2 Haziran 1998 toplantısında yine TÜBİTAK’ın önerisiyle yeni üç maddenin eklendiği ve bir tür ‘âcil eylem plânı’ olarak da tanımlanabilecek olan, 1997-1998 Uygulama Gündemi, esas itibariyle, Ulusal İnovasyon Sistemi’nin kurulmasına yönelik âcil düzenlemeleri ve hazırlık çalışmalarını kapsamaktadır.

Ulusal bilim ve teknoloji -ve bununla iç içe örülen inovasyon- politikalarının oluşturulmasında ve hayata geçirilmesinde devlete önemli roller düşmektedir. Zira, ulusal bilim ve teknoloji politikaları, ulusal kaynakların, özellikle de kamu kaynaklarının kullanılmasının belirlenmiş önceliklere göre yeniden düzenlenmesi anlamına gelir. Bu ise, söz konusu politikların oluşturulması sürecinde, toplumun farklı katmanları arasında belli bir uzlaşmayı gerektirir. Devletin rolü burada başlar.

Oluşturulan politikaların hayata geçirilmesi sürecinde ise, birbirinden çok farklı ve çok sayıda kurum, kişi ve sektör yer alır. Bu çok aktörlü oyunda başarı, bunlar arasında orkestrasyonun sağlanabilmesine bağlıdır. Orkestrasyonu sağlamada temel görev devletindir.

Türkiye gibi, henüz, Ulusal İnovasyon Sistemi’ni gerekli bütün unsurlarıyla kuramamış bir ülke için, devletin inovasyonu özendirmeye yönelik araçları, uygun iklim ve ortamı yaratmada oynayacağı rol daha da önem kazanmaktadır. Bu nedenledir ki, Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikası ile ilgili olarak, TÜBİTAK’ça hazırlanan 1997-1998 Uygulama Gündemi’nin ana maddelerini söz konusu, Ulusal İnovasyon Sistemi’nin kurulmasına yönelik kurumsal ve yasal düzenlemeler ve hazırlık çalışmaları oluşturmuştur. Aşağıda bu Gündem’in ana başlıkları verilmektedir:

Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji ile ilgili 1997-1998 Uygulama Gündemi
Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 25 Ağustos 1997’de Ele Aldığı Maddeler

1

Ulusal Enformasyon Altyapısı ve Telematik Hizmetler Ağı Ana Plânı’nın Hazırlanması; Kamu-Net ve Okul-Net’in bir an önce Kurulması; Ulusal Bilgi Teknolojileri Konseyi’nin Kurulması

2

Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi’nin Kurulması

3

Türkiye’de Elektronik Ticaret Ağının Yaygınlaştırılması

4

Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Yasası’nın Çıkarılması

5

Beyin Gücü Kaynaklarının Yönetimine İlişkin Mevzuat Düzenlemeleri:

  • Yüksek Öğretimde ve Bilimsel Araştırmada Evrensel Kaliteyi Yakalamış Bir Üniversite

  • Araştırmacı Personel Mevzuatı Hazırlanması

  • Üniversitelere Öğretim Üyesi Sağlanması; Araştırmacılığın Özendirilmesi; Doktora ve Sonrasına ilişkin Burs Sisteminin Geliştirilmesi

6

Sosyal ve Beşeri Bilimler Alanındaki Araştırmaların Desteklenmesi ve Teşviki

7

Türkiye Akreditasyon Konseyi Yasası’nın Çıkarılması

8

Kamuya Bağlı Araştırma Kurumlarının Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Düzenlemeler

9

Ulusal AR-GE Bütçesi Oluşturulması

10

Sanayi şirketlerince yürütülen AR-GE’ye Devlet Yardımı Kararı ile İlgili Yeni Düzenlemeler

11

Risk Sermayesi Yatırım Ortaklıklarının Yaygınlaştırılması

12

KOS’lara Teknoloji ve İnovasyon Desteği Verilmesi ile ilgili Yeni Düzenlemeler

13

Üniversite-Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri Kurulması

14

Kamunun Orta ve Uzun Vadeli Satın Alma Politikasının Ülkenin AR-GE Yeteneğinin Yükseltilmesine Katkıda Bulunacak Biçimde Düzenlenmesi

15

Çok Amaçlı Operasyonel Uydu Yer İstasyonu Kurulması; Uydu Tasarım ve Teknolojilerinde Yetenek Kazanılması

16

Savunma Sanayiinde AR-GE’den Hareketle Teknolojide Yetkinlik Kazanılması

17

Uzay ve Havacılık Alanında Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Yeteneğini Yükseltmeye Yönelik Olarak Ulusal Uzay ve Havacılık Konseyi’nin Kurulması

18

Uluslararası Ortak Araştırma Projelerinde Türkiye’nin Yer Alabilmesi için Gerekli Fon Desteğinin Sağlanması ve Yol Gösterici Ek Mekanizmalar Geliştirilmesi

19

Biyoteknoloji ve Gen Mühendisliği Çalışmalarında Düzenleyici Kuralların Belirlenmesi

20

Enerjinin Etkin Kullanımı ve Yenilenebilir / Çevre Dostu Enerji Kaynakları ile ilgili Ulusal Teknoloji Politikasının Belirlenmesi ve Hayata Geçirilmesi

21

Çevre ve Yönetimi ile ilgili Ulusal Teknoloji Politikasının Belirlenmesi

22

Deniz Bilimleri; Denizlerden ve Denizaltı Zenginliklerinden Yararlanma Teknolojileri ile ilgili Ulusal Politikanın Belirlenmesi

23

İnovasyon Politikaları ve Sonuçlarının Gözden Geçirilmesi, İnovasyonu Teşvik için Yeni Araçlar Geliştirilmesi v.b. konuları kapsayan Ulusal İnovasyon Projesi’nin Hazırlanması

24

Sanayi Sektörü’ne Teknoloji Geliştirme Yeteneği Kazandırmak Amacıyla Dünya Bankası Kredi İmkânlarından da -Hazırlanan Projeler Bazında- Yararlanılması

25

Patent, Faydalı Model Belgesi ve Endüstriyel Tasarım Tescili Harcamalarının Desteklenmesi

26

Ulusal Doğa Tarihi Müzesi’nin Kurulması

27

Bilim ve Teknoloji Kültürünü Yaygınlaştırmaya Yönelik Bilim ve Teknoloji Merkezleri Kurulması

28

Kamuya Açık İnternete Erişim Mekânları Kurulmasının Teşviki

29

BTYK’ya Yeni Üye Katılımı ile Etkinliğinin Artırılması



BTYK’nın 2 Haziran 1998’de Ele Aldığı Ek Gündem Maddeleri:

30

Off-set Anlaşmalarından Ülkenin Teknoloji Yeteneğini Yükseltmek için Yararlanılması

31

Ulusal İnovasyon Sistemi’nin Kurulması için BTYK’ca Yapılan Görevlendirmelerin Gerektirdiği Ödeneklerin Tahsisi

32

Büyük Bilimde (‘Megabilim’) İzlenecek Ulusal Bir Politika Belirlenmesi

Türkiye’nin, bilim ve teknoloji söz konusu olduğunda, temel eksiği, çoğu zaman sanıldığı gibi, Bilim ve Teknoloji Politikası’nın olmaması değil, var olan politikanın gereklerinin, sistemsel bir yaklaşım, süreklilik ve siyasi kararlılık içinde ve tam bir bütün halinde hayata geçirilememesidir.

Beklenen odur ki, 25 Ağustos 1997’de tarihinin üçüncü, 2 Haziran 1998’de de dördüncü toplantısını yapan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun aldığı kararlar, hem Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikası’nın sistemsel bir bütünlük, süreklilik ve siyasi kararlılık içinde hayata geçirilmesi açısından bir dönüm noktası oluştursun, hem de, bu politikanın odak noktasını teşkil eden Ulusal İnovasyon Sistemi’nin kurulması yönünde yeni bir heyecan, yeni bir atılım yaratsın.

GİRİŞ

I - Sektörün Büyüklükleri
II -Uluslararası İş Bölümü
III -Üretim Dağılımı
IV -Hammaddeler
V -Özelleştirme ve KİT’ler
VI -Kalite
VII -Rekabet

2) Sektörde Gelişmeler

3) Sonuç

 


DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜ RAPORU

TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası
Aralık 1999

GİRİŞ

Sanayileşme, ekonomide yalnız üretim yapısının yenilenmesi değil toplum düzenini oluşturan kurumsal yapıları ve toplumsal ilişkileri dönüştüren karmaşık bir süreçtir. Bu anlamda, sanayileşme tek başına bir amaç olmanın ötesinde toplumun tüm kesimlerini kucaklayan toplumsal refahın bir aracı olarak algılanmalıdır.

Günümüzde üretimin teknoloji tabanı ve ürün profili, başlıca şu jenerik teknolojilerin etkisiyle değişime uğramaktadır:

- Enformasyon teknolojisi,
- İleri malzeme teknolojileri ve
- Yeni biyoteknoloji-gen teknolojisi

Sayılanlar içinde başta olanı enformasyon teknolojisidir. Bu teknolojinin ekonomik faaliyet alanlarında ve toplumsal yaşamdaki etkileri, İngiliz Sanayi Devrimi’nin ve bu devrimin teknoloji tabanını oluşturan buhar teknolojisinin etkileriyle eş tutulmaktadır.

İngiltere kütle halinde demir çelik üretimini gerçekleştirdiği zaman, kaybetmiş olduğu Amerikan sömürgesi için o zamanın Başbakanı demiştir ki; “ Biz bir sömürge kaybettik, ama öyle bir sanayi kurduk ki, o sömürgeyi kat kat telafi edecek durumdadır.”

Uluslararası Çelik Enstitüsü’nün 21. Yıllık toplantısında şeref konuğu şöyle diyordu:
“ ABD bir endüstri devi ise , bunu çelik sanayi merkezli üretim gücüne borçludur.”

I-Sektörün Büyüklükleri

A-) Dünya Demir Çelik Üretimi : 752.000.000 Ton (1996 yılı)

B- Türkiye Demir Çelik Üretimi :

  • 14.143.000 Ton (1998 Yılı)
  • DÇ Sektörü Katma Değeri (1997 yılı): 983.000.000 $

TÜRLERİNE GÖRE ÇELİK ÜRETİMİ

KATMA DEĞER HESABI

KATMA DEĞER

Ark ocaklar (Uzun Ürün)

40 $/Ton x 8.900.000 Ton

356.000.000 $

Entegreler (Kardemir+İsdemir) (Uzun ürün)

88 $/Ton x 2.260.000 Ton

199.000.000 $

Erdemir(Yassı Ürün)

158 $/Ton x 2.710.000 Ton

428.000.000 $

Yaratılan Yıllık Toplam Katma Değer

 

983.000.000 $

NOT: Türkiye’nin üçte biri kadar çelik üreten Avusturya (1996 yılı üretimi = 4.300.000 Ton) demir çelik sektörünün yarattığı katma değerde yaklaşık bu düzeydedir.

C- Sektörde Toplam Çalışan Sayısı: yaklaşık 27.000 kadardır

D- Dış Ticaret

1998 yılı İthalatı

Miktar (Ton)

Değer ($)

Demir Çelik ürünleri

5.204.000

1.835.000

Hurda (Yerli üretim için)

6.550.000

809.000

TOPLAM

11.754.000

2.644.000

1998 yılı İhracatı

Miktar (Ton)

Değer ($)

Demir Çelik Ürünleri

6.045.000

1.525.000

1998 Yılı

Miktar (Ton )
(İhracat-İthalat )

Değer ($)
(İhracat-İthalat)

Sektörün Kazancı

- 5.709.000

-1.119.000

Türk demir çelik sektörü, dış ticarette aleyhine olan açığı, ürettiği katma değer ile kapatmaya çalışmaktadır.

II -Uluslararası İş Bölümü

İş bölümünden ziyade, Avrupa Kömür Çelik Birliği ve Çok Taraflı Çelik Anlaşması gibi kurumlarla üyeler arasındaki haksız, bazan da haklı, rekabet önlenmektedir.

III -Üretim Dağılımı

1996 Yılı 752.000.000 tonluk üretimin; % 33’ü Uzakdoğu ülkeleri (Çin, Japonya, G.Kore), % 19’u Batı Avrupa Ülkeleri, % 16’sı Kuzey Amerika Ülkeleri (A.B.D., Kanada, Meksika) ve % 13’ü Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliği ülkeleri sağlamaktadırlar.

Ülke olarak ilk üç sırayı, 100 milyonluk üretimleri ile sırayla Çin, Japonya, A.B.D. paylaşmaktadır.

Firma açısından 1. ve 2. Sıraları NKK (Japon 26 M Ton) ile Posco (G.Kore 24 M Ton) diğerlerinin çok önünde, oluşturmaktadırlar. Bu firmalardan Posco bir devlet kuruluşu olup üretime 1970’den sonra geçmiştir.

IV -Hammaddeler

Dünya genelinde çelik sektörü ithal girdilere bağımlı bir sektördür. Entegre tesislerde katma değer nispeten yüksek olduğundan, sektör tamamen ithal girdilerle çalışabilmektedir. Hammaddeler genelde Avustralya, Brezilya, Rusya ve A.B.D. tarafından karşılanmaktadır.

V -Özelleştirme ve KİT’ler

Eski Sovyet ve Doğu Avrupa ülkelerinde, işletme sermayesini temin amacıyla özelleştirmeler hızla gerçekleştirilmiştir. Bazı Batı Avrupa Ülkelerinde ise özelleştirme, yeniden örgütlenme ve kapasite azaltımı şeklindedir. (1967’de devletleştirilen British Steel, 1988’de özelleştirilmiştir).

Özel sektörün kuvvetli olduğu Avrupa ülkelerinden Fransa, Finlandiya, Avusturya çelik kapasitesinin hemen hemen tamamı, Belçika, İspanya, İtalya (özelleştirmeden sonra) ve Hollanda’da % 25-50’si devlet kontrolündedir. F. Almanya ve Japonya’da çelik sektörünün tamamen özel kesimde olması, bu ülkelerin 2. Dünya Savaşı sonunda imzalamak zorunda kaldıkları barış anlaşmalarının dikte ettirilen şartlarındandır. Türkiye’nin 1998 yılı üretiminin % 24’ü kamu kesimince yapılmıştır. Özelleştirme sonucu bu oran sıfır olacaktır.

Özelleştirme ülkemizde demir ve çelik sektörünün gelişmesini olumsuz yönde etkileyecektir.

Karabük Demir Çelik 1994’de özelleştirilmiş, İsdemir, Erdemir ve Asil Çelik özelleştirme kapsamına alınmıştır. İlginç nokta ise Erdemir’in 1980 öncesinde Asil Çeliğin 1980 sonrasında,”Kurtarma Operasyonu” adı altında devletleştirilmeleridir.

VI -Kalite

Dünya:

Demir Çelik sektörünün özelliğinden, maliyetleri fazla artmadan, tonu 300 $’lık ürün üretildiği gibi 1000-1500 $’lık kaliteli ürünleri de yapabilmek mümkündür.

Gelişmiş ülkelerde çelik sektörü entegre tesislere dayalı olup, katma değeri yüksek (paslanmaz çelik vasıflı çelik, özel çelikler gibi) ürünlere yönelmiştir.

Gelişmekte olan ülkelerde çelik sektörü, yarı entegre tesislere dayalı olup, hurda gibi parçalı girdilerden nispeten ucuz ürünler üretmektedir.

Türkiye:

1999 yılı üretiminin % 63’ü, pahalı girdi (Tonu 125-150 $ olan hurda) kullanan, yarı entegre tesislerde gerçekleştirilen ve satış fiyatı 250-275 $/Ton olan ucuz ürünlerden oluşmaktadır.

Dünyada krom cevheri üretimi sıralamasında ilk 7 ülke içinde sadece Türkiye ve Arnavutluk’ta paslanmaz çelik tesisi yoktur (Küba’da bile ihracat yapabilen 150.000 ton kapasiteli bir paslanmaz çelik tesisi bulunmaktadır.

VII -Rekabet

Dünyada çelik kapasitesi 1 milyar ton ve üretim 750 milyon ton olduğundan atıl kapasitenin doğurduğu bir rekabet mevcuttur.

Avrupa Birliği, rekabet problemini kapasiteyi azaltmak ve çok ayrıntılı rekabet mevzuatı geliştirmekle çözmeye çalışmaktadır. Haksız rekabete karşı çıkarıldığı öne sürülen mevzuat, haklı rekabeti de kontrol altında tutmaktadır.

Ayrıca, gelişmiş ülkelerdeki firmalar özel ürünler ürettiklerinden genelde tekel durumundadırlar. Gelişmekte olan ülkeler ise harcıalem ürün ürettiklerinden rekabeti fiyat düşürme ve hükümet teşvikleri ile gidermeye çalışmaktadırlar. Gelişmiş ülkeler ise teşvikli üretimleri anti-damping tedbirleri ve Avrupa Çelik Birliği-Çok Taraflı Çelik Anlaşması’nın mevzuatları ile önlemek amacındadırlar.

Bu durumda, Türkiye’nin gelişmiş ülkelere karşı rekabet savaşı olmadığından ihracatımız gelişmekte olan ülkelere yönelmiştir.

2) Sektörde Gelişmeler

Dünya:

Gelişmeler genelde üç ana gruba bölünebilir.

1-Her aşamada bilgisayarlı kontrol ve optimizasyon

2-Yatırım ve işletme maliyetleri düşük olan “İnce Slab” yönteminin yaygınlaşması (50 kadar tesis yatırımı mevcut)

3-Hurdanın alternatif sünger demir ve demir karbür yatırımları

Türkiye:

Türkiye, yukarıda belirtilen gelişmelerin tamamen dışında kalmıştır. Deneme ve geliştirme çalışmaları minyatür denilebilecek pilot tesis veya ekipmanlarda yapılabildiği halde, firma ve üniversitelerimiz bu konuya gerekli önemi vermemektedirler.

(NOT: Demir karbür üretimini Nurcor firması 70 cm’lik bir kapta yapmıştır. Bu deneyin neticelerine güvenerek ve başka bir sanayi pilot tesisi yapmadan, Trinidad’ta 350.000 ton çıktı kapasiteli bir tesis kurmuştur).

3) Sonuç

Demir çelik sektörü bir ülkenin ekonomik gelişmesini belirleyen lokomotif sektörlerden biridir.

Türkiye, 21 yüzyılda dünyanın başlıca sanayi ülkelerinden biri olmaya aday bir ülkedir.

Gelişmiş ülkelerde demir çelik sektörü entegre tesislere dayalı olup katma değeri yüksek ; paslanmaz çelik, vasıflı çelik ve özel çelikler üretimine yönelmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde demir çelik sektörü yarı entegre tesislere dayalı olup hurda gibi parçalı girdilerden nispeten ucuz ürünler üretimine yönelmiştir.

TTK Zonguldak kömür havzası 1 milyar tonu aşkın bir kömür rezervine sahiptir ( yıllık taş kömürü üretimi 2.500.000 ton'dur. ) ve bu zenginlik hem demir çelik hem de elektrik sektörü için oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Zonguldak kömürü çağdaş bir teknolojiyle çıkarılmadıkça demir çelik sektörümüzün sıkıntıları bitmeyecektir. Türkiye, kendi kömürünü üretmelidir.

Ülkemizde 40 milyon ton krom rezervi mevcuttur. Krom üretiminin büyük bir bölümü hammadde, küçük bir kısmı ise ferro krom olarak ihraç edilmektedir. Dünya krom cevheri üretimi sıralamasında ilk 7 ülke içinde sadece Türkiye ve Arnavutluk'ta paslanmaz çelik tesisi yoktur. Küba'da bile ihracat yapabilen yılda 150.000 ton kapasiteli bir paslanmaz çelik tesisi bulunmaktadır.

Ülkemizde üretilen çeliğin yüzde 36'sı (1997 yılı rakamları) entegre kuruluşlarda üretilmektedir. Türkiye'de demir çelik sektörü katma değerinin yaklaşık üçte ikisi entegre kuruluşlar tarafından yaratılmaktadır.

Türk demir çelik sektörü dış ticarette aleyhine olan açığı (1997 yılında 1.100.000.000 ABD doları) ürettiği katma değer ile kapatmaya çalışmaktadır.

Ülkemizin mevcut yassı ürün kurulu kapasitesi tüketimi karşılamaya yetmemektedir.

AB (Avrupa Birliği), Avrupa Kömür Çelik Birliği ve Çok Taraflı Çelik Anlaşması gibi araçlarla üyeler arasındaki haksız bazen de haklı rekabeti önlemektedir.

Özel sektörün kuvvetli olduğu Fransa, Finlandiya ve Avusturya çelik kapasitesinin hemen hemen tamamı devletin kontrolündedir.

Özelleştirme ülkemizde demir ve çelik sektörünün gelişmesini olumsuz yönde etkileyecektir.

Demir çelik sektöründe, tonu 300 dolarlık ürünler üretebildiği gibi, az bir maliyet farkıyla tonu 1.000-1.500 dolarlık kaliteli ürünler yapabilmek de mümkündür.

Demir Çelik sektörümüz demir cevheri, hurda, taş kömürü, refrakter konusunda dışa bağımlıdır. Türkiye demir cevheri, taş kömürü ve refrakter ihtiyacını kendi kaynaklarından karşılayacak yatırımları yaparak rekabet gücünü artırmalıdır.

Sanayi hareketi sadece sağlam basmakla değil, kendine güvenmek ve rakiplerine nitelikçe meydan okuyabilmekle önem kazanabilecektir. Sanayi bir malzeme hareketidir ve ulaşımda demiryolu ve denizyolu yokluğu sanayimizin rekabet gücünü düşüren önemli bir eksikliktir.

Türkiye, sünger demir üretimini gerçekleştirmeli ve ürün kalitesini yükseltici, maliyetleri düşürücü ve katma değeri yüksek ürünlerin üretimine yönelik yatırım ve modernizasyonları akılcı bir şekilde yapmalıdır.

Türkiye Demir Çelik Enstitüsü kurularak sektörümüzün ihtiyacı olan yeni teknolojilerin üretimi için AR-GE çalışmalarına bir an önce başlanılmalıdır.

3213 Sayılı Maden Kanunu Değişiklik Tasarısı Hakkında

DEĞERLENDİRME RAPORU

 


TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI - TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

TMMOB KİMYA MÜHENDİSLERİ ODASI - TMMOB METALURJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

TMMOB ORMAN MÜHENDİSLERİ ODASI - TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

 

12 MAYIS 2002

 

TASARININ DEĞERLENDİRİLMESİ


MADDE 1 : 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 2 inci maddesindeki değişiklik uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Taş Ocakları Nizamnamesi kapsamındaki bazı madenler Maden Kanunu kapsamına alınarak kanun kapsamı genişletilmiştir. Ancak Taş Ocakları Nizamnamesi varlığını hala sürdürmektedir. Taş Ocakları Nizamnamesi kaldırılmadığından düzenleme yeterli değildir. Taş Ocakları Nizamnamesi kaldırılmalıdır.

MADDE 2: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 5 inci maddesindeki değişiklik uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Ruhsatların kolayca bölünmesine olanak sağlanması madencilik yaparak para kazanmak yerine saha kapatıp satarak para kazanma yolunu seçenlere çok daha iyi fırsat sağlayacak ve çıkarlarına çıkar katacaktır. Maden Ruhsatı alacaklarda teknik kapasite ve yeterlilik aranmaması madenciliğimizin cılız kalmasının en önemli etkenlerinden biridir.

ÖNERİ: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 5 inci maddesi aynen kalmalıdır.

MADDE 3: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 7. maddesi hakkındaki değişiklikler uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Tasarıdaki; orman, ağaçlandırma, milli parklar, tarım alanları, su havzaları, mera alanları, sulak alanlar, sit alanları ve karasularında, madencilik faaliyetlerinin hangi kriterlere göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir hükmü son derece sakıncalıdır. Böyle bir hüküm madencilik çalışması adına kamu yararı ve idari yargı kararlarını hiçe sayacak ve bu husus içinden çıkılmaz kargaşa ve sorunlara yol açacaktır. Son sözün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına verilmesi ve bu alanlarda madencilik mantığı öne alınarak düzenleme yapılması, her biri ayrı uzmanlık isteyen konularda uzman olmayan kişilerin karar vermesi telafisi imkansız zararlar verebilecektir. Madencilik uzmanı için, sit alanı, su havzası vs madenciliği engelleyen hususlardır. Tersinden ise madencilik su alanlarını kirleten, sit alanlarını bozan bir uğraştır.

Daha önce, Yabancı Sermaye Derneği tarafından gündeme getirilen Endüstri Bölgeleri Yasa Tasarısı’nın 2.maddesi “Endüstri bölgelerinde yapılan yatırımlarda 3194 sayılı İmar Kanunu , 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu , 2872 sayılı Çevre Kanunu , 3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun , 3213 sayılı Maden Kanunu ile 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 15 nci maddesinin ikinci fıkrasının 12 numaralı bendi hükümlerinin uygulanmayacağı, 4325 sayılı Kanunda olağanüstü hal bölgesinde yapılan yatırımlar için öngörülen teşvik tedbirleri , endüstri bölgelerinde yapılan yatımlar hakkında da uygulanır. Bu bölgeler içinde kalan özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların , yatırım faaliyetlerine tahsisi amacıyla Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nce 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanunun 27 nci maddesi hükümlerine göre acele kamulaştırma yapılabilir. Endüstri bölgelerinin kurulması için gerekli arazi temini ve alt yapı ile ilgili giderler Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanır. Bu ödeneğin harcanmasında 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu , 832 sayılı Sayıştay kanunu ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri uygulanmayacağı, hüküm altına alınmıştır.” şeklindeydi. Bu yolla YASED’in isteği karşılanmış olmaktadır. Diğer yandan, yine yasa yapma tekniği bakımından, bahsedilen alanlar kendi kanunlarına tabi olup, bu alanlarda ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın düzenleme yetkisi olabilir mi? Oldukça sakıncalı bir madde.

Tasarıdaki “... faaliyet sahiplerinin başvurusu üzerine onbeş gün içinde ilgili kurumlarca gerekli izin, onay ve ruhsatlar verilir. ....” cümlesi ile YASED tarafından hazırlanan tasarının Yatırım İzni başlıklı 4. maddesindeki; Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, yabancı sermayeli kuruluşların endüstri bölgelerinde yatırım izni başvurularını talep tarihinden itibaren 15 iş günü içerisinde cevaplandıracağı. Bu süre zarfında cevaplandırılamayan taleplerin kabul edilmiş sayılacağı önerisine uygun şekilde YASED’in isteğine paralel bir düzenleme getirilmektedir. Türkiye’de bürokratik işlemlerin uzun olduğu bir an için kabul edilse bile bir çok sahanın ruhsatı yabancı firmalarca kapatılmasına rağmen işletmeye geçilmemektedir. Bu bize bürokratik işlemlerin çokluğu nedeniyle yabancı sermayenin gelmediği iddiasının doğru olmadığını göstermektedir. Diğer yandan işlemlerin geciktirilmesi idari açıdan suçtur. Kanunla süre verilmesi uygun değildir.

Paragraf tasarıdan çıkarılmalıdır.

Tasarıdaki“,Verilmiş ruhsatlara dayalı olarak Devletin gözetim ve denetimi altında yürütülen madencilik faaliyeti, yürütülmekte olan faaliyetin niteliğinin gerektirdiği bilimsel ve teknik çözümlere riayet edilmesi koşuluyla engellenemez” hükmü hukuka aykırıdır.

Metinde, ilk okuyuşta, yürütülen faaliyetlerin niteliğinin gerektirdiği bilimsel ve teknik çözümlere riayet edilmesi koşulunun sınırlayıcı faktör olarak öne çıkarıldığını düşündürecek anlam bulunmakta ise de, dikkatli okuyunca ve cümlenin yapısı irdelenince faaliyetin bilimsel ve teknik çözümlere riayet edilmesi koşuluyla dahi engellenemeyeceği anlamı daha kuvvetli olarak ortaya çıkmaktadır. Madde idari yargı sistemini etkisiz kılmaya yöneliktir. Ayrıca bilimsel ve teknik şartlara riayet edilmesinin kamu yararına olmadığı durumlarda söz konusudur.

Paragraf tasarıdan çıkarılmalıdır.

Yine bu madde ile getirilen Bilimsel ve Teknik Komisyon idarenin yargıdan kaçmasını sağlamaya yöneliktir ve Anayasaya aykırıdır. Komisyonun yapısı karşılaşılabilecek tüm sorunları –sağlık, çevre, TÜBİTAK’da uzmanı bulunmayan alanları gibi- çözecek nitelikte değildir. Bergama’daki gelişmelerin tecrübesi ile hazırlandığı anlaşılan tasarı tamamen yabancı sermayenin talepleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu, Bergama’daki gelişmelerin ve altın üzerinden yürütülen propagandanın aslında ülkemiz madenlerinin talana açılması için laboratuvar özelliği taşıdığı iddiasının ispatı olmaktadır.

Parağraf tasarıdan çıkarılmalıdır.

Tasarıdaki “Bu madde hükmüne tabi yerlerde izinsiz madencilik faaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde işletme ruhsat harcı kadar idari para cezası verilir ve izinsiz alanlardaki faaliyetler durdurulur. Tekrarında bu ceza bir önceki cezanın iki katı olarak alınır. Uygulanan para cezası kanunun 13 üncü maddesi hükümlerine göre tahsil edilir” hükmü de sakıncalıdır. Çünkü, üçüncü ve devam eden izinsiz faaliyetlerde ne yapılacağı belirtilmemiştir. İzinsiz çalışmayı ve başkalarının (bilhassa bor sahalarının) ruhsat sahalarına tecavüzü özendirecek niteliktedir. Ayrıca kanun hükmüne tabi olan yerlerde izinsiz olarak madencilik yapanlara uygulanacak para cezasının işletme ruhsat harcı kadar olması izin alarak yapanların ödediği harç miktarı ile aynı olduğundan bu maddeyle izin alarak madencilik yapanlar cezalandırılmaktadır.

ÖNERİ: 2’ci paragraf Orman, ağaçlandırma, milli parklar, tarım alanları, su havzaları, mera alanları, sulak alanlar, sit alanları ve karasularında, madencilik faaliyetlerinin hangi kriterlere göre yürütüleceği ilgili bakanlıklar ve Bakanlıkça beraber çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir şeklinde,

Son paragraf izinsiz madencilik faaliyetinde bulunanlar için kamu malına zarar vermekten kovuşturma açılır ve 12.madde hükümleri uyarınca işlem yapılır şeklinde düzenlenmelidir.

MADDE 4: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 9. maddesinde yapılan değişiklik yeterli bulunmamıştır.

Tasarıda; Madencilik yatırımları,işletmenin bulunduğu bölgeye bakılmaksızın kalkınmada öncelikli yörelere sağlanan tüm teşviklerden yararlandırılır. .... ayrıca
“a) Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren her yıl ilgili madencilik faaliyetlerinden elde ettikleri yıllık hasılatın % 5 i vergiye esas matrahlardan rezerv tüketim payı olarak indirilir.
“b) Madenlerin limanlara veya bunları işleyen tesislere naklinde, taşıma tutarının % 5 si kadarı vergiye esas kârından indirilir.”
“c) gelir ve kurumlar vergisine tabi maden işletmelerinin, bu faaliyetleri ile ilgili iş yerlerinde elde ettikleri kazançları yatırım dönemi dahil işletmeye geçiş tarihinden itibaren beş vergilendirme dönemi gelir ve kurumlar vergisinden muaf tutulur.
Bu kazançlar hakkında; 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 25’ inci maddesi ikinci fıkrası ile 193 sayılı Gelir vergisi Kanununun 94!üncü maddesinin (6) numaralı bendinin (b) alt bendi hükümleri uygulanmaz.”
(c) bendinde belirtilen gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin beş vergilendirme dönemi sonunda, bu işyerlerinden elde ettikleri kazançları üzerinden hesaplanan gelir ve kurumlar vergisinden aşağıda belirtilen oranlarda indirim yapılır:
50 den az işçi çalıştıranlarda % 30
50-200 arasında işçi çalıştıranlarda % 40
201 ve daha yukarı işçi çalıştıranlarda % 60’dır.”

“d) Yer altı madencilik faaliyetlerini yürüten gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri .... Sosyal sigortalar Kanununun 72 ve 73’üncü maddeleri uyarınca prime esas kazançları üzerinden tahakkuk ettirilecek primlerin işveren hissesi Devlet Hakkından mahsup edilir.”
“e) Madencilik sektöründe kullanılan elektrik fiyatlarına en düşük tarife uygulanır.”
“f) Ruhsat sahalarında yapılacak Araştırma ve Geliştirme (AR-GE) çalışmaları teşvik edilir”
teşviklerinin uygulanacağı belirtilmektedir.

Madenlerin limanlara taşınmasında teşvik uygulanması, ham olarak ihracatı teşvik anlamına geldiğinden yanlış bir uygulama olacaktır. Tersine ham cevher satışı yasaklanmalıdır. Madenlerin yurt içinde işlenmesi ve nihai mamul üretime giden sürecin içerde tamamlanması esas alınmalıdır. “veya bunları işleyen tesislere” ibaresinin neyi ifade ettiği de açıklanmaya muhtaçtır. Maden yurt dışında işlenecekse nakliye giderleri teşvik kapsamına alınacak mıdır?

Beş yıl boyunca kurumlar vergisi ve gelir vergisi alınmayacaksa, (daha sonra oldukça düşük oranda alınacaksa) diğer yandan cevher ham olarak ihraç edilecekse, devlet hakkı sigorta primine mahsup edilecekse ülkenin kazancı ne olacaktır? Bilhassa yabancı firmalar bakımından, ucuz hammadde kaynağı olmaktan öte gidilemeyecektir. Teşvik edilen üretimin artması ise, aşırı üretim nedeniyle fiyatların düşmesi ülke menfaatlerine aykırı olacaktır.

Maden aramalarında AR-GE çalışmalarının teşvik edilip madenciliğin diğer aşamalarında AR-GE’nin teşvik dışı bırakılması, ancak YASED mantığı ile mümkündür.

ÖNERİ : Ham cevher ihracatı yasaklanmalıdır. Kırılarak, öğütülerek, mamüllerin bünyesine giren madenlerin ihracı mümkün olmalı ve buna ilişkin esaslar ayrıca düzenlenmelidir. Bu şekilde ihraç konusu yapılan madenler teşvik uygulaması kapsamından çıkarılmalıdır. Ara mamül ve/veya mamül olarak zenginleştirilmiş ve rafine vb gibi işlenmiş şekilde ihracı yapılan madenlerin içerde değerlendirilmesini sağlayacak teşvik tedbirleri ele alınmalıdır. Mevcut tasarının mantığından tamamen ayrılan yeni bir teşvik sistemi geliştirilmesi gerektiğinden, daha sonra çok yönlü bir çalışma ile yeniden düzenlenmek üzere bu madde tasarıdan çıkarılmalıdır.

MADDE 5: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 10. maddesinde yapılan değişiklikler uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE : Kanun maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle teknik elemanlara verilen cezaların bağlı oldukları meslek odalarına bildirilmesi hususu çıkarılmıştır. Oysa kanun kapsamında çalışmakta olan teknik elemanların meslek odalarına üyelik zorunluluğu ve bu üyeliğin takibi anayasamız gereğince ilgili meslek odalarına görev olarak verilmiştir. Bu anlamda idarece verilen “teknik elemanın bu kanun nezdinde yapacağı beyanlar bir yıl süreyle geçersiz sayılır” cezasının uygulanabilirliği için gereği yapılmak üzere ilgili meslek odalarına bildirilmesi gerekir.

Anayasanın 168. maddesinde. “Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebilir.” denildikten sonra “gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve müeyyideler kanunda gösterilir” hükmü getirilmiştir.

Yapılan düzenleme ile suiistimal durumlarında bile ruhsatın iptali ortadan kaldırılmış olmaktadır. Maden Kanununun 13. ve 29. maddelerinde düzenlemelere uygun olarak çalıştığı halde sadece teminatın yatırılmaması durumunda bile ruhsat iptaline gidilirken “gerçek dışı, yanıltıcı, kanun hükümlerinin icraatını engelleyen, haksız surette hak iktisap eden veya hak iktisabına sebep olan ruhsat sahipleri için hak iptaline gidilmeyip sadece parasal ceza verilmesi hukuk ilkelerine aykırıdır.

ÖNERİ: Bu kanunun hükümlerine göre yapılan teknik ve mali konulardaki beyanların ve yetkili kişilerce tanzim edilen rapor ve projelerin gerektirdiği işlemlere, bunların içeriğindeki bilgilerin aksi tespit edilinceye kadar, devam edilir.

Genel Müdürlük tarafından yapılan inceleme sonucunda beyanlarda hata ve noksanlıkların tespiti halinde ruhsat sahibine tespit edilen hata ve noksanlıkların giderilmesi için 2 aylık süre tanınır. Talep halinde, teminat % 50 artırılarak 1 ay daha ek süre verilebilir. Bu sürede gerekli düzeltmeler yapılmaz ve belgeler verilmezse beyan geçersiz sayılır ve teminat madencilik fonuna irad kaydedilerek 1 aylık süre daha tanınır. Ruhsat sahibince bu sürenin sonuna kadar hata ve noksanlıklar giderilmez ve yeni teminat yatırılmaz ise sahadaki faaliyetler, bunlar yerine getirilene kadar durdurulur.

Genel Müdürlük tarafından yapılan inceleme sonucunda yapılan beyanlarda gerçek dışı, yanıltıcı ve kanunun hükümlerinin yürütümünü engelleyici durumların tespiti halinde beyan geçersiz sayılır. Ruhsat sahibine gerekli düzeltmeyi yapması için 2 aylık süre tanınır. Bu sürede gerçeğe uygun olarak belge verilmemesi veya düzeltme yapılmaması halinde teminatın tamamı irad kaydedilerek teminat beş katına çıkarılır ve 1 aylık bir süre daha tanınır. Bu süre içinde de yeni teminatın yatırılmaması, belgelerin verilmemesi veya gerekli düzeltmelerin yapılmaması hallerinin herhangi birinin vukuunda ruhsatname iptal edilir. Süresi içinde gerekli düzeltmeler yapılmış olsa bile mali ve teknik belge düzenleyerek bu duruma sebebiyet veren elemanlar gerekli bilgilerle birlikte, kuruluş kanunları çerçevesinde gereği yapılmak üzere ilgili meslek odalarına bildirilir. Mali ve teknik belge düzenlemekten sorumlu olan bu elemanların, aynı fiili ikinci kez tekrarlarında, fiilin belirlendiği tarihten itibaren 1 yıl süre ile bu kanun nezninde yapacakları beyanlar geçersiz sayılır. Bu husus bağlı oldukları ilgili meslek odalarına ve ilgililere bildirilir. Bu fıkraya göre haksız olarak maden üretimi sağlayanlar için 12 inci madde hükümleri uygulanır.

Beyanlara, raporlara ve projelere dayalı olarak haksız biçimde hak iktisabına gidilmesi halinde iktisap edilen hak iptal edilir.

Ruhsat sahibi Genel Müdürlüğe verilen bütün beyanlardan veya hiç beyanda bulunmamaktan dolayı sorumlu olup tüm beyanları imzalamakla da yükümlüdür. Mali konularda belge düzenleyerek beyanda bulunan elemanlar ise kendi beyanlarından sorumludurlar. Teknik elemanlar ise sadece ihtisas sahibi oldukları konularda beyanda bulunabilirler ve beyanlarından sorumludurlar. Teknik elemanlarca hazırlanan belge, rapor ve projelerin geçerli sayılabilmesi için, imzaları bulunan teknik elemanların kayıtlı oldukları odalarca vize edilmesi şartı aranır.

MADDE 6: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanunun 12. maddesinin beşinci. fıkrasından sonra eklenen fıkra uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: 12. Maddeye eklenen ilk iki fıkra maddenin değiştirilmeyen fıkralarıyla çelişkili bir durum yaratmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartlara uygun olmayan şekilde cevher naklinde bulunanlara cevherin o günkü rayiç bedelinin beş katı ceza uygulanmakta iken eklenen fıkraya göre sevk edilen cevherin rayiç bedeli üzerinden devlet hakkının 10 katı ceza uygulanır denmektedir. Bu duruma göre yapılacak işlemler arasında çelişkili bir durum meydana gelmektedir. Tek suça karşı iki farklı ceza tanımlanmıştır.

Maddenin halen yürürlükte olan ikinci maddesinde maden hakkı olmadan üretim yapanlara devlet malına karşı işlenmiş fiil cezası uygulanmakta iken yeni eklenen ikinci fıkra ile bu durumla çelişik ve caydırıcı niteliği azalan bir cezai hüküm getirilmektedir. Bu durumda kanun yapısına aykırı ve birbirleriyle çelişik fıkralardır.

ÖNERİ: Her türlü maden nakliyatının sevk fişi ile yapılması mecburidir. Bu usule aykırı olarak nakledilen madene mülki amirliklerce geçici olarak el konur ve düzenlenen tutanak Cumhuriyet Savcılığına gönderilir Mahkemece usulsüz sevkıyat yaptığı sabit görülenlere, nakledilen madenin rayiç fiyatı ile tespit edilen değerinin 5 katı ağır para cezası verilmesine hüküm olunur ve bu bedel irad kaydedilir. Mahkeme kararına göre cezanın ödenmesi halinde el konulan maden sahibine iade edilir. Bu durumda maden hakkı sahibinin teminatı irad kaydedilir.

Yerinde yapılan denetim ve kontrol sonucunda da birinci fıkraya aykırı şekilde maden sevkıyatının yapıldığı tespit edildiği takdirde birinci fıkra hükümleri uygulanır.

Maden ruhsat haklarına dayalı olmaksızın, izinsiz olarak maden çıkaran veya sevk edenler hakkında birinci fıkradaki usulle tespit edilen değerin 5 katı ağır para cezasına hükmolunur. Tespit edilen maden müsadere edilerek satılır ve satış bedeli irad kaydedilir. Müsadere imkanı bulunmayan madenin rayiç değeri ilgililerden tahsil edilerek irad kaydedilir. Bu şekilde maden çıkarılması ayrıca Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılır.

Sevk fişi ile ilgili hususlar hazırlanacak yönetmelikte belirtilir.

MADDE 12:4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 26. maddesi ile ilgili değişiklikler uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Düzenlemenin ikinci fıkrası genel gerekçelerle çelişmektedir. Şöyle ki; değişiklik yapılan maddelere gerekçe olarak “ruhsat alanlarının uzun süre atıl kalmasını önlemek, bu alanların aranarak yeni maden sahalarının bulunabilmesine imkan sağlamak, mücbir sebep olmaksızın uzun süreler atıl kalmasını önlemek” olarak belirtilmiştir. Oysa üçüncü fıkrada ruhsat sahibi üretime geçmeksizin ruhsat sahasını ruhsat süresince elinde tutarak atıl kalmasını sağlayacaktır. Ayrıca, madenleri aynı anda, bir çok alanda üretime açılması ekonomik olmayabilir. Üretim fazlalığı fiyatların düşürülmesini gerektirir ki, bu durum iç piyasa açısından olumlu, ihracat açısından olumsuzdur. Her madenin kendine özel pazarı olup, kontrollü bir şekilde üretim kaçınılmazdır. MTA tarafından aramalar tamamlandıktan sonra, ülke maden stokunun nasıl değerlendirileceği, uluslar arası piyasaların geniş çaplı bir etüdünden sonra ele alınmalı ve bir Ana Plan hazırlanmalıdır. Bu plan dahilinde İşletme izni verildikten sonra üretime geçiş ve sonrası sıkı bir şekilde takip edilmelidir.

ÖNERİ: İlk işletme izni, 24.üncü maddeye göre projenin Genel Müdürlüğe verilmesi üzerine işletme ruhsatı ile birlikte verilir. İşletme ruhsatlı sahalarda işletme projesi esaslarına göre faaliyetlere başlanması ve sürdürülmesi esastır. İşletme izninin veriliş tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde ruhsat sahibi işletme projesi kapsamında faaliyetlere başlamak zorundadır. Ruhsat sahibi Maden Kanunu dışındaki gerekli diğer izinleri alamaması halinde bu süre 1 yıl daha uzatılır. Bu süre içinde de faaliyete başlanılmadığı takdirde teminat irad kaydedilerek ruhsat fesh edilir.

MADDE 14: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 28. maddesi hakkındaki değişiklik uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Özellikle havza madenciliğinin yapıldığı kamu sahaları ile geniş alanlara sahip olan bor sahalarının bilimsel yöntemlerle aranması beş yıl içerisinde tamamlaması mümkün değildir. Bu durum DPT tarafından hazırlanan Birinci Bor Arama Master Projesinde de belirtilmiştir.

Maddenin gerekçesinde belirtilen kamuya ait atıl sahalarının değerlendirilmesinin ise herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır. Çünkü kamunun elinde bulunan sahalarda kamu kuruluşları tarafından yapılan arama çalışmalarında bulunan diğer madenler rödevans yöntemiyle özel sektör aracılığı ile üretime açılarak değerlendirilmektedir. Atıl sahalar değerlendirilecek diye tüm sahaların çok kısa sürede ve plansız olarak üretime açılması fiyatları düşüreceği gibi, rekabet sebebiyle daha verimli bölümlerin alınıp, maliyet avantajından yararlanma yoluna gidileceğinden maden kaynaklarımız optimum faydayı sağlayacak şekilde kullanılmayacaktır. Yabancı sermaye ve özel sektörün bor sahalarında yaptığı selektif üretim nedeniyle, tenörü yüksek alanların alınarak düşük alanların bırakıldığı ve rezervin çok kötü bir şekilde kullanıldığı devletleştirme neticesinde görülmüştür. Tüm sahaları bir an önce üretime açalım mantığı ülke menfaatlerine değildir ve uluslar arası sermayenin beklentilerine uygundur.

Bu değişiklik ile kamunun elinde bulunan büyük ve verimli sahalar, özellikle de bor, kömür vb sahalar belirli çıkar grupları tarafından gizlice ele geçirilmeye çalışılmaktadır.

ÖNERİ: İlk paragrafdaki “yeni bir proje ile işletme izin talebinde bulunulmaması halinde” kısmı çıkarılarak, bunun yerine, “ruhsata konu maden zuhuru söz konusu ise işletme izin sınırının genişletilmesi, ikinci maden ise bulunan maden için ruhsat talep edilmemesi halinde” ibaresi eklenmelidir.

4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 28. maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmelidir.

Kamunun elindeki (TKİ; TTK, Eti Holding vb.) hiçbir saha taksir edilemez. Eti Holding ve diğer kamu kuruluşlarının elinde bulunan sahalardaki ikinci madenlerin tespiti için MTA tarafından aramalar yapılır. Bulunan madenlerin ruhsatları, ülke maden stoklarının değerlendirilmesi ana planı çerçevesinde değerlendirilmek üzere, bu kurumlar adına tescil olunur.

MADDE 15 : 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 29. maddesi hakkındaki değişikliğin 6. fıkrası uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE : Sahada üretim yapılmaması halinin açıklanmaya ihtiyacı vardır. Mücbir sebep hali ile diğer haller ayrılmamıştır.

ÖNERİ : 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 29. Maddesinin 6.fıkrası aşağıda belirtilen şekilde düzeltilmelidir.

Mücbir sebepler olmaksızın sahada 1 yıl üretim yapılmaması halinde, ruhsat sahibi uyarılarak 3 ay sürede üretime başlaması istenir. Bu sürede geçerli mücbir sebep bildirmeyen İşletmecinin ruhsatı iptal olunur.

Ayrıca, üretimi bilerek düşük tutmak suretiyle uluslar arası piyasaya Türk ürünlerinin girişini engellemek istediği tespit olunan veya ulusal kaynakların israfı ve sektörel gelişmeyi engelleyici faaliyette bulunan işletmelerin ruhsatları iptal olunur.

MADDE 16: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanunun 37. maddesi hakkındaki değişiklik önerisi uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Bu hüküm geçerli nedenlerle faaliyette bulunmayan ve bu nedenle üretim yapılmayan sahalarda bile maden hakkı alınmasını öngörmektedir. Üretim yapılmayan sahadan devlet hakkı alınması yasanın amacına aykırılık teşkil etmektedir. Kanunun ne tanımlar kısmında ne de diğer hükümlerinde mücbir sebepler tanımlanmamıştır. Bu nedenle mücbir sebebe dayanarak yapılan işlemlerde farklı uygulamalar ile karşılaşılmaktadır. Bu durumların ortadan kaldırılması için en azından bu madde de mücbir sebepler tanımlanmalıdır.

ÖNERİ: İşletme ruhsat sahasında savaş, seferberlik, sel, yangın, deprem, grizu patlaması, çökme ve heyelan gibi mücbir sebeplerle veya jeolojik durumlarda, cevherin tenör ve niteliğinde, pazarlama ve ulaşım şartlarında beklenmeyen değişiklerin olması halinde, grevlerde, irtifak ve intifa hakkı tesisinde veya kamulaştırmada veya maden işletmesi ile ilgili kurulmakta olan tesislerin yapımında geçecek süreler için faaliyetlerin geçici olarak tatiline, ruhsat sahibinin müracaatı üzerine Genel Müdürlükçe karar verilir. Kurulu veya tevsii aşamasındaki sınai metalurji, sınai kimya, termik santral ve tuvenan işleme kapasitesi en az 50.000 ton/yıl olan zenginleştirme tesisleri ile doğrudan satılabilecek durumdaki madenleri kırma, eleme, öğütme, kurutma veya paketleme tesislerinden en az üçüne sahip olup, bunları beslemeye veya beklemeye yönelik, aynı ruhsat sahibine ait birden fazla ruhsat olması halinde, aynı anda üretim faaliyeti zorunluluğu aranmaz ve bu durumda geçici tatile Genel Müdürlükçe karar verilir.

Ruhsat sahibi mücbir sebeplere, beklenmeyen hallere ve grevlere dayalı olan geçici tatil talebini; bu durumların meydana gelmesini müteakip gerekçe ve süre belirtilmek kaydı ile Genel Müdürlüğe yapmak zorundadır. Madde kapsamındaki diğer geçici tatil talepleri işletme projesine ve işletmenin seyrine bağlı olarak yapılır.

Geçici tatil talebinin uygun görülüp görülmediği Genel Müdürlükçe incelenerek 10 iş günü içinde ilgiliye bildirilir. Bu süre içinde bildirilmediği takdirde geçici tatil talebi kabul edilmiş sayılır.

Geçici tatilin başlangıcı olarak müracaat tarihi kabul edilir. 3 yıldan fazla iş tatili yapılamaz. Bu süreyi aşan durumlarda ruhsat iptal edilir.

Geçici tatil gerektiren durumun ortadan kalkmasından itibaren 6 ay içinde işletme projesindeki faaliyetlere sahada devam edilmesi şarttır. Bu süre içinde faaliyete geçilmediği takdirde teminatın ½ si irad kaydedilir. İlgiliye ek üç ay süre verilir. Bu sürede de geçerli bir dayanağı olmadan faaliyete başlanılmaması halinde, ruhsatname iptal edilerek teminatı madencilik fonuna irad kaydedilir.

MADDE : 17 – Maden Kanununun 46 maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen son fıkrasının yerine gelmek üzere eklenen fıkralardan “İşletme ruhsatı sahasında işletme faaliyetleri için gerekli olan özel mülkiyete konu taşınmazın, taraflarca anlaşma sağlanamaması halinde, işletme ruhsatı sahibinin talebi üzerine işletme ruhsatı sahibi lehine kamulaştırılmasına Bakanlıkça karar verilebilir. Bakanlıkça verilen kamulaştırma kararı kamu yararı hükmündedir.” şeklindeki fıkra uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE : Kamulaştırmaya ait hükümler, biraz farklı şekilde YASED’in tasarısında da vardı. Yatırımcının talebi üzerine ruhsat sahasının üzerindeki taşınmazlara ilişkin olarak Bakanlıkça verilen kamulaştırma kararının kamu yararı hükmünde olduğu hususu da tartışmaya konu olacak niteliktedir. İki özel ya da tüzel kişi hakkında, taşınmaz mülk sahibi aleyhine kamu gücü kullanılırken kamu yararının olduğunun peşinen kanunda yer alması hukuki açıdan uygun değildir. Bakanlık burada sadece ruhsat tahsis eden kuruluştur. Kamulaştırmadan yararlanan ise başka bir gerçek ya da tüzel kişidir. Kamulaştırmanın yapılabilmesi için kamu yararı arandığı cihetle, özel menfaatler için kamulaştırma yapılması hukuka aykırı olacaktır. Ruhsat sahibi ile taşınmaz sahibi arasındaki ihtilafa Bakanlığın taraf olması doğru değildir. İhtilafın genel hükümlere göre çözülmesi daha uygun olacaktır.

Bu hükümler tasarıdan çıkarılmalıdır.

Madde 18: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununu 47. maddesi hakkındaki değişiklik önerisi uygun bulunmamıştır.

ÖNERİ: MTA Genel Müdürlüğü herhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan ülke genelinde prospeksiyon yapabilir.

MTA Genel Müdürlüğü bu kanun hükümlerine göre ruhsatname alarak arama faaliyetlerinde bulunduğu bir sahayı 15. maddeye göre bulunmuş hale getirdikten sonra ruhsatnamesini 30. madde hükümlerine göre ihale edilmek üzere Bakanlığa bırakır. İhale yolu ile MTA’nın bulucusu olduğu maden sahalarını devralan işletmeciden bulucu hakkı alınır.

MTA Genel Müdürlüğünün bulunmuş hale getirerek ihale edilmek üzere Bakanlığa bıraktığı sahalar 10 yıl müddetle ihale yolu ile devredilinceye kadar tutulur. Bu süre içerisinde devredilmezse saha kayıtlardan silinerek aramalara açılır.

MTA Genel Müdürlüğü istisnai hak olarak gerekçelerini Bakanlığa belirtmek ve onay almak koşuluyla bölgesel rezervasyon yapabilir. Rezervasyon süresi 2 yıl olup uzatılamaz. Bu işlemler harç ve teminattan muaftır. Rezervasyon yapılacak saha herhangi bir alan sınırlamasına tabi değildir. Ancak ülke düzeyindeki toplam alanı 100.000 hektarı geçemez. MTA Genel Müdürlüğü rezervasyon süresi bitmeden rezervasyon yapılan alan içinde arama ruhsatı müracaatında bulunabilir. Rezervasyon müracaatının Bakanlıktan onay alındığı gün ve saatten itibaren, bu alan için yapılan arama müracaatları yapılmamış sayılır. Daha önceden usulüne uygun yapılmış müracaatlar ve ruhsat hakları saklıdır.

Rezervasyon süresinin bitiminde saha tekrar aramalara açılır. MTA Genel Müdürlüğü 3 yıl geçmeden sahanın tamını veya bir kısmını içine alacak şekilde tekrar rezervasyon yapamaz.

MADDE : 20 – Maden Kanununa eklenen geçici maddeler

Geçici Madde : 12 – Madde 14 ile çelişkilidir. Maden Kanunu’nun 28.maddesini değiştiren madde 14.maddede “Eti Holding Anonim Şirketinin bor tuzu ile ilgili ruhsat alanlarında, beş yıllık kısıtlayıcı süre uygulanmaz. 2840 sayılı yasa hükümleri saklıdır.” denilmesine rağmen, bu geçici maddede, “Eti Holding A.Ş.’ye ait Bor tuzu sahalarında yapılacak arama çalışmalarından sonra terk edilen veya taksir edilen alanlar..."dan bahsedilmektedir. 5 yıllık süre uygulanmayacaksa taksir edilen alanlardan bahsetmenin anlamı nedir?

ÖNERİ : Geçici 12.maddenin ikinci paragrafı tasarıdan çıkarılmalıdır.

Geçici Madde : 14 – Geçici madde 14 ile Bergama süreci başta olmak üzere, mahkeme kararları, ilgili çevre yasa ve yönetmeliklerine uygunsuzluktan kaynaklı faaliyeti durdurulan veya durdurulması gereken madencilik faaliyetlerine geçici bir af getirilmektedir. Getirilen düzenleme ile, yasa ve yönetmeliklere aykırı şekilde çalışan madencilik faaliyetlerine 6 ay ek süre verilmiştir.
Benzer bir uygulama 14.4.2000 tarihinde “CED” yönetmeliğinin 28. maddesine bir madde ilave edilerek yapılmış..”faaliyetin üretim aşamasına geçmiş bulunması halinde, üretimde bulunduğunun belgelenmesi kaydıyla Yönetmelikte belirtilen yükümlülüklerini yerine getirilebilmeleri için bir defaya mahsus olmak üzere Bakanlıkca uygun görülmesi halinde yeteri kadar süre verilebilir. Bu süre zarfında yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda faaliyet mahallin en büyük mülkü idare amirince durdurulur.”denilmiştir.Ancak ÇMO’nun açtığı dava sonucu Danıştay’ın 6.11.2001 tarih ve 5320 nolu kararıyla”...amacı çevrenin korunması ve insanların sağlıklı bir çevrede yaşamalarına olanak sağlamak olan Çevre Yasası ve ÇED Yönetmeliği hükümlerine aykırı olarak getirilen düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.. denilerek iptal edilmiştir.
Bu nedenle yasal gerekliliklerini yerine getirene kadar hiçbir madencilik faaliyetinin sürdürülmesine izin verilmemelidir.

ÖNERİ: Geçici Madde 14 tasarıdan çıkarılmalıdır.

Yürürlükten Kaldırılan Maddeler

Madde : 22-

Tasarıdaki“Zeytinlik sahası içinde: taş, kum, çakıl ocağı faaliyetleri yürütülemez. Bunların dışındaki madencilik faaliyetleri Bakanlığın izni ile yapılır. Zeytinlik sahalarda yürütülecek maden üretim faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar ilgili bakanlığın uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Zeytinlik sahasında yapılacak maden arama faaliyetleri esnasında zeytin ağaçları kesilemez. Ancak, bu faaliyetler esnasında ağaç kesiminin zaruri olduğu durumlarda bakanlığın izni ile ağaç bedeli ödenerek zeytin ağacı kesilebilir.” hükümleri uygun bulunmamıştır.

Sanki zeytinlik alanlarının dışındaki tüm sahalarda aramalar bitmiş, madenler çıkarılmış, yeni rezerv bulunması ve üretim mümkün değil de sıra zeytinliklere gelmiş. Hazırlanmış olan bu tasarı, zeytinliklerin mahvolmasına yol açacak niteliktedir. Madde oldukça sakıncalıdır ve milli menfaatlere aykırıdır. Zeytin üretiminde rakip ülkeler ve zeytin ve zeytin mamulleri üreten, pazarlayan uluslar arası firmaların planlı bir şekilde zeytinliklerimizi yok etmesine fırsat verecek bir düzenleme olduğundan madde tasarıdan tamamen çıkarılmalıdır. Zeytinlik alanlarda varlığı bilinen stratejik madenlerden, ülkenin stratejik ve hayati ihtiyaçlarına binaen ve bu ihtiyacın karşılanacağı kadar, üretimini gerçekleştirecek düzenleme yapılabilir. Ancak bu da ihtiyacın doğduğu anda gündeme gelmelidir. Bu alanlarda MTA tarafından zeytin ağaçlarına zarar vermeden maden araması yapılmalıdır.

Madde: 23 –

Tasarıdaki“Korunması gerekli taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının tespiti, Kültür Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır.” hükmü uygun bulunmamıştır.

Tasarıya göre bir taşınmazın Kültür ve Tabiat varlığı olup olmadığına faaliyeti etkilenen, yani çıkarları zedelenen yerli ya da yabancı madenci karar verecek. Tam bir ihanet mantığı. YASED’in tasarısına oldukça uygun. Ancak, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu geçersizdir demiyor da, Tabiat ve Kültür Varlığını belirlemeyi çıkarları etkilenecek olanlara bırakıyor ve tüm Türkiye çapında yaygınlaştırıyor.

Madde tasarıdan çıkarılmalıdır. Buna bağlı olan, tasarının 24, 25 ve 26.maddeleri de tasarıdan çıkarılmalıdır.

Madde: 27 –

Tasarıdaki“..Madenlerin işletilmesi hususunda ÇED uygulaması ile ilgili usul ve esaslar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmü uygun bulunmamıştır.

İşletme aşamasında ise ÇED uygulama ve esaslarının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmaktadır. Çevreyi madencilik faaliyetlerine göre düzenleme mantığı ağır basacaktır. Yani madencilik faaliyetleri çevre kanunu esaslarına göre yürütülmeyecek, çevreye ilişkin düzenlemeler madencilik faaliyetlerine göre yeniden yapılacaktır. Madencilik işletmeleri ve kuruluşları tarafından Çevreye ilişkin düzenlemeler gereksiz ve madencilik faaliyetlerini engelleyen, maliyeti artırıcı bir unsur olarak görüldüğünden çevreyi korumaya yönelik düzenlemeler kaldırılacaktır.

Madde tasarıdan çıkarılmalıdır.

MADDE 28 : 9/8/1983 2873 sayılı Milli Parklar kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasında yapılması düşünülen düzenleme” Milli Park ilan edilme kriterlerine kısıtlama getirmesi nedeniyle uygun değildir.Bu nedenle kanun maddesinin eski haliyle kalması gerekmektedir.

MADDE 29: 4/4/1990 tarih ve 3621 sayılı Kıyı Kanununun 6. maddesinin birinci fıkrasında yer alan değişiklik Madde 3 de yer alan gerekçeler nedeniyle tasarıdan çıkarılmalıdır. tasarıdan çıkarılmalıdır.

MADDE 32 : 4342 sayılı Mera Kanunun 14. maddesinin (a)bendi değiştirilerek maden ve petrol aramaya yönelik tüm faaliyetlerin herhangi bir izne ve kısıtlamaya tabi olmadan yürütüleceğini öngörmektedir.
Bu düzenleme ile mera, yayla ve kışlaklarda biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda sorumsuz uygulamalar yapılabilecektir.
Bu nedenle madde eski haliyle muhafaza edilmelidir.

EK MADDE ÖNERİSİ

MADDE XX: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 49 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
Madde 49: 2840 sayılı yasa hükümleri saklıdır. Bu kanunun yürürlük tarihinden önce ve sonra bulunmuş ve bulunacak olan tüm bor tuzları 2840 sayılı yasa hükümlerine tabidir.
Trona ve asfaltitin ham olarak ihracatı yasak olup, soda külü ihracatına ait usul ve esaslar, bor politikaları dikkate alınarak Bakanlar Kurulunca tespit edilir. “

GEREKÇE: 3213 sayılı yasa ile yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren özel sektörün de bor arayabileceği ve bulduğu bor madenini işletebileceği serbestisi getirilmişti. Geçen 17 yıllık zaman içerisinde herhangi bir bor sahası bulunmamıştır. Yeni bir Bor sahası bundan sonra da muhtemelen bulunamayacaktır. Bulunması halinde ülkenin bor politikası olumsuz etkilenecektir. Rafine ve uç ürünlere yönelen Eti Holdingin karşısına ham cevher üreten yerli ve yabancı firmaların çıkması, bu politikaları akamete uğratacaktır. Diğer yandan trona bazı alanlarda bor ile birlikte, bazı alanlarda bor ürünlerine alternatif olarak kullanılmaktadır. Bilhassa Avrupa’ya yakın tek doğal trona yatağının ülkemizde olması bor ve trona politikalarının birlikte yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.

TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası

Demir-Çelik Komisyonu

Temmuz 2002

Türkiye Demir Çelik Gelişimi ve Bugünkü Durumu:

Türkiye’deki Entegre Demir-Çelik Tesisleri:

1939 yılında üretime başlayan Karabük Demir-Çelik İşletmeleri ( KARDEMİR ) aynı zamanda ülkemizin ilk entegre demir-çelik tesisidir. Sümerbank’a bağlı bir işletme olarak kurulmuş,1955 yılında ise Türkiye Demir Çelik İşletmeleri’ne ( TDÇİ ) bağlanmıştır.

KARDEMİR ülkenin ikinci entegre demir çelik tesisi olan ve kamu önderliğinde Anonim Şirket statüsü ile kurulan Ereğli Demir Çelik Fabrikaları TAŞ.nin kurucu ortağı olup,bu tesisin sermayesinin %25.5’ini bizzat finanse etmiştir.ERDEMİR’in proje,imalat,montaj ve işletme sürecinde de çok önemli katkılarda bulunmuştur.

KARDEMİR ayrıca Ülkemizin 3. ve son entegre demir çelik tesisi olan İskenderun Demir-Çelik İşletmelerinin (İSDEMİR) kurulmasında ve işletmeye alınmasında çok büyük katkılarda bulunmuştur.

Bunların dışında işletme bünyesinde bulunan yan tesisler olan döküm fabrikaları, makina fabrikaları ve çelik yapı fabrikası zarar etme pahasına başka hiçbir kuruluşun talip olmadığı Türkiye’nin bir çok sanayi ve altyapı tesisinin imalat ve montajına imza atmıştır. ‘Fabrikalar kuran fabrika’ olarak adlandırılan işletmenin kurduğu tesislerden bazıları şunlardır;

-Tersaneler (Alaybey, Taşkızak ve Pendik Tersanelerinin çeşitli birimleri)

-TRT-PTT Radyo ve Televizyon Anten Kuleleri (19 adet)

-Çay Fabrikaları (64 ünite)

-Şeker Fabrikaları (9 adet)

-Çimento Fabrikaları (7 adet)

-Etibank tesislerinden bir bölümü

-Petrokimya tesisleri

-Bazı askeri tesisler.

KARDEMİR’in bugünki kapasitesi 1.000.000 ton/yıl dır. 30.12.1994 tarihli karar ile işletme ‘oluşturulan bir müteşebbis heyet marifetiyle kuruluş çalışanları, Karabük’de yerleşik ve faaliyet gösteren esnaf, tüccar ve sanayiciler ile yöre halkının katılımı ile teşekkül ettirilen bir şirkete bazı özel koşullarla devredilmiştir.

Uzun ürüne yönelik bu ilk entegre tesisin ardından, 1960 yılında yassı ürüne yönelik Ereğli Demir Çelik Fabrikaları 470.000 ton/yıl kapasiteyle ikinci entegre tesis olarak 7462 sayılı yasa ile kurulmaya başlanmış ve 1965 yılında da işletmeye alınmıştır.

600 milyon TL’lik kuruluş sermayesinin %21’I Koppers Co.,Westinghouse Electric Int.Co.,Blaw-Knox Co.den oluşan ‘Koppers Assoc.’ isimli konsorsiyumun,%8,25’I Chase Int. Investment CO.ye aitti.

153 milyon TL ile TDÇİ-Karabük %25,5, aynı miktar ile Sümerbank gene%25,5 hisseye sahipti.Daha sonraları yabancı ortaklar hisselerini yerli ortaklara satmışlardır.

Halen hisselerinin yarıya yakın kısmı borsada kote edilmiş, geriye kalan kısmı kamu elindedir.

Ülkemizin tek yassı çelik ürünleri üreticisi olan ERDEMİR son yıllarda KAM2 (kapasite artırım ve modernizasyon) projesi ile kapasitesini 2 milyon ton/yıl dan 3 milyon ton/yıl’a çıkarmıştır. Ayrıca iki liman, iki baraj, 1500 lojman, hava limanı ve diğer yardımcı tesislere de sahiptir.

Üçüncü ve son entegre demir-çelik tesisinin temeli 1970 yılında İskenderun’da atılmıştır. 1975 yılında yüksek fırından ilk sıvı metalin alındığı ve geçen yıl ERDEMİR’e bağlanan İSDEMİR uzun ürün üretmektedir ve kapasitesi 2.2 milyon ton/yıl dır.

Türkiye’deki Elektrikli Ark Ocaklı (EAO) Çelik Tesisleri:

1950 yılında MKEK’na bağlanan ve kamu işletmesi olan Kırıkkale Çelik Fabrikası aynı zamanda ilk EAO tesistir. Bundan sonra yatırım maliyeti entegre tesislere göre yaklaşık 1/4 oranında düşük olan (entegre tesislerde yatırım maliyeti yaklaşık 750-1000 USD/ton, EAO’lı tesislerde ise 250 USD/ton’dır) EAO’lı tesisler özel sektör eliyle ve devlet teşvikleriyle 1956 yılından özellikle 1970 sonlarına kadar ağırlıklı olarak Marmara bölgesinde kurulmuşlardır. 1980’li yıllarda yeni EAO’lı tesisler İzmir bölgesinde kurulmaya başlanmıştır.

Bu tesislerden ASİL ÇELİK alaşımlı çelik üretmek üzere özel sektör tarafından kurulmuş, ancak işletilemeyerek kamulaştırılmıştır.Daha sonra durumu düzeltilmiş ve 2000 yılında tekrar özel sektöre satılmıştır.

EAO’lı tesisler hurdadan çelik üretmektedirler ve bu nedenle Türkiye dünya toplam çelik üretiminin yaklaşık 1/60’ını üretirken dünyada ticari hurdasının 1/6’sını yani yaklaşık 7-8 milyon ton/yıl hurdayı ithal etmektedir.

2000 Yılı Demir-Çelik Kapasite ve Üretim Miktarları ile Yapısal Sorunlar :

2000 yılı sonu itibari ile Türkiye’nin toplam ham çelik kapasitesi yaklaşık 20 milyon ton ve üretimi 14.3 milyon ton dur. 2001 yılında ise Türkiye 15 milyon ton çelik üretimi ile dünyada 15.nci çelik üreticisi olmuştur.

2000 yılı sonu itibariyle halen faaliyetini sürdüren 17 EAO’lı tesisin kapasitesi toplam kapasitenin %69’una tekabül eden 14milyon ton ve 2000 yılı toplam üretim miktarları toplamı 9.15 milyon ton dur. ( %64 )

Ülkemizde mevcut 3 adet Entegre Demir-Çelik tesisinin toplam kapasitesi 6.2 milyon ton/yıl (%31) ve 2000 yılı üretimleri 5,14 milyon ton dur. ( %36 )

Ülke ham çelik kapasitesinin 16.6 milyon ton’luk bölümü (%83) uzun ürün üretimine, 3 milyon tonluk bölümü (%15) yassı ürün üretimine ve yaklaşık 0.4 milyon tonluk bölümü ise (%2) vasıflı çeliğe yöneliktir.

Ülkemiz yıllık uzun çelik tüketimi 6 milyon ton, yassı çelik tüketimi ise gene 6 milyon ton civarındadır. Yassı çelik talebi her yıl %5 artmaktadır. Böylece yaklaşık 6 milyon ton uzun ürün fazlası ve 3 milyon ton yassı ürün açığımız bulunmaktadır.

14.3 milyon ton ham çelik üretimimize karşın 12 milyon ton tüketimimiz olmasına rağmen başta elektrikli ark ocaklı tesislerin hurdaya bağımlı olması ve diğer hammadde ithalat gereksinimleri nedeni ile Türkiye net demir-çelik ithalatçısıdır.

2000 yılında, üretim yöntemi açısından, toplam üretimin %64’ü elektrikli ark ocaklı tesisler tarafından, geriye kalan %36’sı ise entegre tesisler tarafından gerçekleştirilmiştir.

2000 yılında, ham çelik üretiminin, %81’i uzun ürünlere, %17’si yassı ürünlere ve %2’si vasıflı çeliğe yönelik yapılmıştır.

Dünya’da Demir-Çelik :

Dünya çelik üretim istatistiklerine baktığımız zaman Türkiye’deki oranların tam tersini görmekteyiz.

Dünyadaki üretimin %70’i entegre tesislerde gerçekleştirilirken, ancak %30’u EAO’lı tesislerde üretilmektedir. Ayrıca dünya üretiminde yassı ürün payı %65, uzun ürün ise %35’lerdedir. Gelişmiş ülkelerde yassı aynı kalmak üzere alaşımlı çelik üretimlerinin payı da %15’lerdedir.

Dünyada toplam çelik üretim kapasitesi 906 milyon ton/yıl olarak verilmektedir. Toplam çelik üretimi ise 2001 yılında 840 milyon ton olarak gerçekleşmiştir ve bu rakam 2000 yılından yaklaşık 7 milyon ton daha azdır. (Metal Bulletin, 1 Kasım 2001)

Çok uzun yıllardır çelik üretim kapasitesinin talebin epeyce üzerinde olduğu gerçeğine rağmen kapasite artışı da sürmüştür. 2001 yılı rakamlarında gözlenen 60 milyon tonluk kapasite fazlasının tarihçesi de çok değil yaklaşık 5 yıllık bir süreçte oluşmuştur.

ABD’nin korumacı tutumuna bağlı olarak, Avrupa Birliği’nin çelik ithalatının, ABD’nin ithalât seviyesini aştığı ve 1997 yılından bu yana Dünyada 60.7 milyon ton yeni kapasite oluştuğu, söz konusu yeni oluşan kapasitenin: 37.6 milyon tonunun Asya’da, 9.4 milyon tonunun ABD’de, 8.4 milyon tonunun Orta Doğu’da, 6.6 milyon tonunun ise Latin Amerika’da bulunmasına karşılık, Avrupa Birliği’nin üretim kapasitesindeki artışın, yalnızca 1 milyon ton seviyesinde kaldığı ifade edilmektedir.

(Recycling International, Aralık 2001)

Öte yanda OECD toplantılarında pazar koşulları ve politik önlemlerle 2010 yılına kadar, 100 milyon ton civarında bir kapasitenin tasfiyesi için mutabakat sağlandığı belirtilmektedir. Bu tasfiyenin 61-65 milyon tonunun 2003 yılına kadar, 9.5 milyon tonunun 2003-2005 yılları arasında ve 23 milyon tonunun da 2010 yılına kadar gerçekleşmesi öngörülmektedir. (OECD 2. Üst Düzey Toplantısı Sonuç Bildirgesi, 17-18 Aralık 2001)

Bu kapsamda, Avrupa Birliği'nin çelik üretim kapasitesinin önemli bir miktarda kısıldığı, pek çok küçük ve verimsiz işletmenin kapatıldığı, konum itibari ile iyi bir durumda bulunan, geniş ölçekli tesislerin de kapasitelerini çeşitlendirmek amacıyla yatırım yaptıkları, ancak kapasiteye yönelik yatırımların büyük bir bölümünün, kalite geliştirme ve maliyet düşürme projelerine yöneltildiği bildirilmektedir.

Son 20 yıl içerisinde yapılan toplam 150 milyar dolar tutarındaki yatırım sayesinde, maliyet ve kalite açısından inanılmaz gelişmeler sağlandığı ifade edilmektedir.

Sözkonusu yatırımlar neticesinde, hammadde fiyatları, işgücü ve diğer hizmet ve servis gibi girdi maliyetlerinin % 85 oranında artmasına karşılık, işletme maliyetlerinin % 15 oranında düştüğü, çelik fiyatlarının, son 20 yıl içerisinde % 55 oranında gerilediği, bu durumun da, kaydedilen her gelişmenin ve verimli çalışmanın, düşük fiyatlar ile müşteriye yansıtılmasından kaynaklandığı belirtiliyor.

Dünya'nın en büyük 5 çelik tesisinin, Dünya pazarının yalnızca % 15'ini elinde bulundurmasına karşılık, en büyük 5 otomotiv sanayi kuruluşunun, Dünya pazarının 2/3'üne hakim olduğu, en büyük 5 demir cevheri üreticisinde ise, bu oranın, % 90 civarında bulunduğu ifade ediliyor. Çelik endüstrisindeki bu bölünmüşlüğün, çelik tesisleri üzerine rekabet açısından inanılmaz bir şekilde baskı yaptığı ve maliyet yapısının bu baskıları iyice arttırdığı haber veriliyor.

Sabit maliyetlerin bu kadar yüksek olduğu bir ortamda, sabit maliyetleri bir miktar azaltabilmek için, üretimi maksimize etmenin, bütün üretici kuruluşlar açısından en mantıklı ve avantajlı seçenek olduğu bildiriliyor.

Thyssen Krupp, Hoogovens, British Steel, Arbed, Usinor birleşmelerinin Avrupa Birliği çelik endüstrisini güçlendirdiği belirtilmektedir.

Bu arada, ithalatın rekabet gücünü arttırmaya başladığı belirtilerek, son on yıl içerisinde AB'nin çelik ithalatının 11 milyon tondan 28 milyon ton seviyesine çıktığı, başka bir deyişle, 10 yıl önce pazarın % 8'ini oluşturan ithalatın pazardaki payının % 16 seviyesine çıktığı ve sözkonusu ithalât baskısının, AB endüstrisinin kendi iç dinamiklerinden faydalanmasını engelleyebileceği bildirilerek, modern bir çelik üreticisi firmanın sahip olması gereken özellikler aşağıdaki şekilde sıralanıyor:

Düşük maliyetli olmalı - Uzun vadede, rekabete karşı maliyet düşürme çalışmalarının gerçekleştirilmesine gereken önemi vermeli.

Kalite gereksinimi mükemmel olmalı - Yalnızca ürün kalitesinde değil, müşteri hizmet ve güvenilirlik gibi alanlarda da kalite ihtiyacına cevap vermeli.

Sürekli yeni iş gelişim alanları arayışı içerisinde olmalı

Daha verimli çalışabileceği satış yöntemleri aramalı

(Metal Bulletin, 29 Kasım 2001)

Çelik Tesisleri İçin En Doğru Stratejiler

Çelik tesislerinin 2002 yılında izlemelerinde fayda mülâhaza edilen stratejilere ilişkin esaslar ise, aşağıdaki şekilde önerilmektedir.

Fiyatların tekrar yükseleceğine ilişkin beklentilerin ağırlık kazanması sebebiyle, mevcut fiyat seviyelerinden uzun vadeli çelik satış anlaşmaları imzalamayınız.

Üretimi, arz-talep dengesini lehinize çevirecek şekilde düşürünüz.

Maliyetleri maksimum oranda düşürünüz.

Marjinal kapasiteyi elimine ediniz.

Ülkenizdeki çelik üreticileri ile birleşme arayışına giriniz.

Hükümetten, bazı maddi yardımlarda bulunmasını talep ediniz.

Hükümetinizden, çelik ticaretinde korunma talep ediniz.

(World Steel Dynamics, 17 Ocak 2002)

Yukarıdaki açıklamalardan özetle şu sonuçları çıkarmak mümkündür:

a- Endüstri devriminin baş aktörü olan demir çelik sektörü, başta gelişmiş ülkelerde olmak üzere geleneksel sektörlerin öncülerindendir. Ancak gelişmiş ülkeler, geleneksel üretimlerinde ileri teknoloji uygulama ve yatırımlarını zamanında gerçekleştirerek rekabetçi olmayı becermişlerdir.

Çelik üreticileri, talep fazlası kapasite nedeni ile sürekli maliyet düşürücü yatırımları yapmışlar, en yüksek verimlilik, en iyi yönetim örnekleri ve en ileri pazarlama teknikleri ile pazarda tutunmaya çalışmaktadırlar. AB ülkelerinde çalışan başına çelik üretimi 500 ton/yıl iken AB aday ülkelerinde bu oran 100 ton/ yıl’dır ve 2010 yılına kadar 250 ton/yıl a çıkması hedeflenmektedir. 10 AB adayı ülkedeki çelik tesislerinde çalışan kişi sayısı 310.000 kişi olup bu sayı AB çelik sanayinde çalışan 290.000 kişinin de üzerindedir.

b- Tüm yasaklara rağmen ulusal korumacılık sürmektedir. Sadece ABD’de 1998 den bu yana ABD’nin en büyük ikinci çelik üreticisi de dahil yaklaşık 24 firma iflastan korunma talep etmiştir. Bunun da ötesinde gerek ABD’de ve gerekse AB’de ithalat kısıtlamaları uygulanmaktadır.

c- Bunlardan da daha önemlisi, endüstri devrimi ile başlayan ve 1980’ların başına kadar devam eden süreçte, dünya endüstriyel üretimi ile demir-çelik üretimi büyük bir paralellik göstermiştir. Ancak adına bilgi çağı denen ve yüksek teknoloji tabanlı ürün ve üretim sürecine dayanan yeni ekonomik modellerle birlikte özellikle gelişmiş ülkelerde yüksek katma değerli yeni ürün ve üretim yöntemleri büyük önem kazanmış ve demir-çelik üretiminin toplam endüstriyel üretim içindeki payı giderek azalmıştır.

Dünya ihracatında demir-çeliğin payı 1970’lerde % 5 iken bu oran 1990’ların sonlarında yarıya düşmüştür.

AB’ye aday ülkelerde çelik üretimi, endüstriyel üretimin %5’i iken, Almanya ham çelik üretimi 44.3 milyon ton olmuştur ve bu miktarın parasal büyüklüğü, Almanya endüstriyel üretiminin sadece %2’sidir.

d- Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, dünyada çelik üretiminde çok yüksek katmadeğerli son ürünlerin üretimi temel stratejidir. Oysa Türkiye’de üretilen ürünlerin katmadeğeri son derece düşüktür.

Uzun ürün üreten EAO’ların yarattığı katma değer 40 USD/ ton,

Uzun ürün üreten entegre tesislerin yarattığı katma değer 90 USD/ ton,

Yassı ürün üreten entegre tesislerin yarattığı katma değer 160 USD/ton dur.

Bu değerlerle Türkiye’de 2000 üretim rakamları ile çelik üretiminin yarattığı katma değer 1 milyar USD civarındadır.

Oysa Türkiye’nin 1/3’ünden daha az bir üretim gerçekleştiren Avusturya çelik sektörünün yarattığı katma değer de yaklaşık bu kadardır.

Özelleştirme Sonrası KARDEMİR’deki Gelişmeler:

KARDEMİR’de zamanında yapılması gereken teknolojik yeniliklerin yapılmamasının da etkisi ile çalışanların teknik yeterliliklerinde özelleştirmeden çok önce başlayan zaafiyetlerin özelleştirme sonrası çok daha büyük sorunlar yaratacak şekilde arttığı belirtilmektedir.

Neredeyse işletmenin tek patronu olan sendikanın personel alımında da tek yetkili olduğu ve seçim kriterlerinin fabrika ihtiyaçlarından çok uzakta olduğu söylenmektedir.

Özelleştirme aşamasında kontinü kütük, kıdem tazminatı, revartman, yüksek fırın vinçleri, birkaç yıllık cevher ve kömür parası olarak devletten alınan paraların (yaklaşık 150 milyon USD nakit ve 330 milyon USD borçların üstlenilmesi ile toplam 480 milyon USD olduğu belirtilmektedir) faiz gelirleri ile ilk birkaç yılda karlı görülen işletmede dünyada modern bir çelik işletmesinde olması gereken özellikler olarak belirtilen;

Düşük Maliyet amaçlı yapılan yatırımlarda yetersiz teknik bilgi nedeni ile şartnamelere uygun kabullerin yapılamadığı, performans değerlerinin sağlanamadığı ve işletmeye alışlarda gecikmelerin yaşandığı, yatırımların uygun ödeme koşulları ile yapılmadığı , fazlaca stok malzeme alımı yapıldığı ve genel piyasa şartları dışında bazı özel haddecilerin taleplerine uygun yatırımlar yapıldığı ve birçok probleme çözüm aramak yerine baskı ile içeride çözümsüz şekilde tutulduğu anlaşılmaktadır.

Sürekli yeni iş gelişim alanları arayışı yerine teknik personel kifayetsizliğinin de etkisi ile rutin uygulamaların yapıldığı ve bir çok talebin geri çevrildiği bildirilmektedir. Oysa KARDEMİR’in ülkedeki uzun ürün fazlası ve işletmeye özgü ihracat zorlukları da dikkate alınarak yeni ürün stratejilerini oluşturması ve hayata geçirilmesi beklenirdi.

Yeni ürün stratejilerine ilişkin bazı öneriler - ki bunlardan bir kısmı geçmiş dönemlerde de gündeme getirilmiştir - şunlardır:

KARDEMİR’in 3 adet yüksek fırınından küçük olan ikisi verimli şekilde uzun ürün üretimine artık uygun değildir. Tesisdeki mevcut enerji verimsizliği problemi daha da büyütmektedir. Bu nedenle,

- Yüksek fırınlardan birisinin ülke döküm sanayinin ihtiyacına yönelik olarak özel yüksek kaliteli hematit piklerinin üretiminde kullanılması ve böylece sfero dökme demir üretimine de büyük destek sağlanması olasıdır. Bu piklerin ithalatını da önemli ölçüde azaltacak bu uygulama ile aynı zamanda maliyetinde çelikhane ve haddehane giderleri bulunmadığı ve fiyatı inşaat demiri ile aynı olması nedeni ile daha yüksek katma değer sağlanabilecektir.

- KARDEMİR geçmişte kendi ihtiyacı için zaman zaman tuğla değişim dönemlerine yakın yerli mangan cevheri ile ferro-mangan üretmiştir. Uygun tuğla revizyonu ile diğer küçük yüksek fırında sürekli ferro-mangan üretimi olasıdır. Hem satış fiyatının çeliğe nazaran yaklaşık iki katı olması ve hem de çelikhane ve haddehane giderlerinin olmaması bu üretimi çok karlı kılmaktadır. Sadece bu yöntemle işletme 15-20 milyon USD kar elde edebilecektir.

- KARDEMİR’e özelleştirme sonrası iki adet kütük makinası alınmıştır. Bunlardan birisinin ince slap ekipmanına dönüştürülmesi ile 3. Yüksek fırın-çelikhane-dökümhane hattında, ERDEMİR için de çok gerekli olan 600.000 – 700.000 ton ince slap üretimi olasıdır.

Daha verimli satış yöntemleri arayışının tam aksine pazarlama stratejilerinin oluşturulamadığı ve müşteri beklendiği belirtilmektedir.

Tüm bu yanlışlarda hiç kuşkusuz tüm işletmeye, hiyerarşi ve otoritesini tartışmasız kabul ettiren sendikanın, misyonu dışında yönetim ve üretim olgularına yabancılığının büyük etkisi vardır.

Kamu ya da özel verimli bir üretim için temel unsurlar olan sermaye riski ve iyi yönetim uygulamaları belirli bir kültür gerektirmektedir.

Hiçbir sermaye riski almadan yaklaşık 1-1.5 milyar USD’ a malolacak böyle bir kompleks tesisi iyi yönetim becerisi ile işletip ekonomiye katkı sağlayabilmek için gereken hiç bir unsur sağlanamamıştır.

Böyle bir özelleştirmeyi öneren, yurtdışı danışmanlık konsorsiyumu da hiç bir sorumluluk almayacağını raporunda belirtmiş (Ek1) ama bu rapor için 2 milyon USD almıştır.

KARDEMİR’deki çelişkiler artarak sürmektedir. 5 Nisan 1994 kararları ardından bu tesisin kapanması yönünde büyük çaba gösteren o dönemin bakanı KARDEMİR’de Yönetim Kurulu Başkanı olabilmektedir.

5 Nisan 1994 kararları ardından KARDEMİR ile ilgili ilk raporu yayınlayarak bu tesisin kapatılmasına ve ardından bu özelleştirme modeline karşı çıkan TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası (Ek2), bu günde KARDEMİR’in kapatılmasına karşıdır.

Sonuç

KARDEMİR KAPANMAMALIDIR !

Türkiye Cumhuriyeti gelişiminde demir-çelik sektörünün rolü ve katkıları çok büyüktür.Tüm dünyada olduğu gibi lokomotif işlevi görmüş, sadece temel girdi sağlamanın ötesinde diğer sektörlerin doğması ve gelişmesine de büyük katkılarda bulunmuştur.

KARDEMİR’de özelleştirme sonrası, büyük bir çoğunluğu özelleştirme aşamasında ve sonrasında devlet tarafından verilen paralarla olmak üzere yaklaşık 185 milyon USD’lık yatırım yapılmıştır.

Gelinen noktada Türkiye’nin elinde kalan ulusal sanayi tesisleri neredeyse bir avuç kadardır. İşte bu tesislerden biri de KARDEMİR’ dir.

Türkiye’nin demir-çelik politikası olmadığı için KARDEMİR’in makro ölçekteki yeri tespit edilememektedir.

Ancak mikro ölçekte, en azından önümüzdeki 20-25 yıllık gelecekte demir-çelik hala Türkiye’nin önemli bir sektörü olmaya devam edecektir.

KARDEMİR kent ve bölgesel planda yan sanayisi, bölgesel ekonomisi ve yarattığı katma değer ile ele alınmalıdır.

KARDEMİR bu ülke için gereklidir.

Öneriler

Dünyada yüksek teknoloji ve katma değerli ürünlerin ihracatı artıp geleneksel üretim ihracatı azalırken Türkiye’de durum bunun tersidir.

Türkiye ihracatının yarısına yakınını oluşturan demir-çelik, tekstil ve giyim sanayi ürünlerinin dünya ihracatı içindeki toplam payı yalnızca %9 kadardır. Türkiye ihracatında demir-çeliğin payı 1998 rakamları ile %7 civarındadır.

Yukarıda değinildiği gibi Türkiye’de yüksek teknoloji ürünlerine yatırım yapmak için kamu sektörünün takati kalmamış, özel sektör ise gerek belirsizlik ve geri dönüşün ranta göre az karlı uzun olması ve gerekse hizmet sektörüne yurtdışı ortaklar ile girmenin kendileri için büyük cazibesi nedeni ile yatırım yapmamaktadır.

Ancak, sadece KARDEMİR değil, tüm entegre ve EAO’lı tesislerin daha yüksek katma değerli ürünler üretecek şekilde gözden geçirilmesi gerekmekte ve ülke demir-çelik üretiminin makro bir politika ile yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Oysa Türkiye, yaptığı anlaşma ile yassı ve vasıflı çelik yatırımlarına devlet teşvikini mümkün kılan 5 yıllık geçiş süresini hiçbir şey yapmadan tüketmiştir.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Türkiye endüstriyel üretimini artırmak zorundadır. Bunun için yüksek katma değerli üretim için yeni yatırımlar mutlaka yapılmalı, bunun yanında eldeki işletmelerde en verimli şekilde kullanılmalıdır.

Ancak ülke uzmanlarının tüm uyarılarına karşın gerek Entegre/EAO’lı tesis üretiminde yaşanan oransal çarpıklıklar ve gerekse de Yassı/Uzun ürün dengesizliği ve diğer yapısal bozukluklar artarak süregelmiştir.

Zaman içinde uluslararası rekabetin temel koşullarını oluşturan gerekli teknolojik yenilenmelerin yapılamasının da büyük etkisiyle,verimlilik ve yüksek katma değerli üretim ilkeleri gözardı edilmiş ve 1990’larda yaşanan resesyon ve tüketime karşın dünyadaki kapasite fazlasının da etkisiyle giderek artan krizler demir-çelik sektörünü fazlası ile etkilemiştir.

Dünyadaki gelişmelere paralel olarak rekabet avantajlarını sağlamak üzere tüm sektörün biraraya gelerek planlama,yapısal sorunlara çözümler üretme ve Ar-Ge çalışmalarını yürütmek üzere bir birlik ve/veya enstitü kurulabilmesi de yeterli uzlaşmanın sağlanamaması nedeni ile yaklaşık yarım asırdır konuşulmakta ve hayata geçirilememektedir.

1970’lerde, Türkiye 3. ve son entegre tesisi olan İSDEMİR’i kurarken, Güney Kore çok kısıtlı kaynaklarla, demir-çelik üretimine girişip bugün üretimde bizim birkaç mislimize ulaşmış olması düşündürücüdür.

Diğer taraftan Dünya çelik üretiminde uzunca bir süredir 15-17. sırada bulunan ülkemiz, bu alandaki altyapısı, yetişmiş insan gücü ve kazandığı birikimlerine özellikle Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki özgüvenli başarma azmini ve başarılarını da, geçmişin bu çok önemli miraslarını da da katabilir,bunlardan gerekli dersleri çıkarabilirse tüm olumsuzluklara rağmen geleceğe umutla bakabilmemiz mümkün olacaktır.

Bunun anlaşılabilmesi için, 1994 yılında uygulanan yöntemin benzeri uygulanmalıdır. İlgili odalar, üniversiteler, kamu kurumları ile ERDEMİR’den katılımcılarla oluşturulacak KARDEMİR komisyonu tekrar toplanmalı ve bu tesis gerek teknik ve gerekse idari anlamda tekrar masaya yatırılmalıdır.

Sonsöz

Bu raporun hazırlık aşamalarında özetle KARDEMİR’in borçlarının ertelenmesi ve 20 milyon USD kadar kredi verilmesini içeren Bakanlar Kurulu kararı 25.7.2002 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. (Ek3)

TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası, 5 Nisan 1994 kararları öncesi yabancı uzmanların KARDEMİR’i incelemeleri aşamasında kapanma kararının alınacağını öğrenip, 5 Nisan paketi açıklanır açıklanmaz KARDEMİR ile ilgili o zamanki mevcut durum ve daha sonra uygulanan çözümler de dahil kapsamlı ilk teknik raporu yayınlayan ve görüşlerini kamuoyuna açıklayan ve bu süreçte KARDEMİR’in kapanmasına karşı çıkan belkide ilk kuruluştur. Uygulanan özelleştirme yöntemine de karşı çıkan bir kuruluştur.

Bu gün gelinen süreçte KARDEMİR’in kapanmasına gene karşıdır. Ancak detayları ile bu raporda açıklandığı gibi, KARDEMİR’i bugünlere taşıyan idari ve teknik yanlışların ortaya konmadan ve bunlar da dikkate alınarak kısa, orta ve uzun eylem planları oluşturulmadan yapılacak müdahalelerin kamu kaynaklarını peşkeş çekmekten ve siyasi rant sağlamaktan başka ne KARDEMİR’e ve ne de ülke endüstri ve ekonomisine bir yarar sağlamayacağı açıktır.

Bu nedenle, bu sefer kredi ile hazırlatılacak ithal raporlara bel bağlamadan ilgili tüm kuruluşlardan katılacak bu ülke uzmanlarından oluşacak ikinci KARDEMİR komisyonu kurulması gerekli ve zorunlu görülmektedir.

Türkiye’nin ilk Metalurji Mühendisi olan ve merkep katarları ile hafriyatı yapılarak 2 yıl gibi bir sürede tamamlanarak 1939’da işletmeye alınan KARDEMİR’den ilk sıvı metalin alındığı gün orada bulunan, 1994 yılında 5 Nisan kararları ile KARDEMİR kapatılma kararına karşı çıkan ve oluşturulan KARDEMİR komisyonu üyesi olan Selahattin Şanbaşoğlu en geçerli sonsözü de bu çalışmalar sırasında söylemişti;

‘İsteselerdi herşey yapılabilirdi… O gün o koşullarda yapılanların bugün yapılmamasının mazereti olamaz’

TMMOB METALURJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
MAYIS 2003

1)Giriş, genel kullanım alanları

Günümüzde refah içinde yaşayan toplumların elektrik enerjisi tüketimlerinin yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Zengin sanayi ülkelerinde özgül üretim/tüketim değerlerinin 10.000 - 15.000 kWh/Kişi.Yıl mertebesinde olduğu göz önünde tutulursa ülkemizin yaklaşık 1500 kWh/Kişi.Yıl ile ne ölçüde geri kaldığı kolayca anlaşılır. Ülkemizde mevcut yüksek potansiyel nedeniyle hidroelektrik ve istihdam yaratıcı kömür madenciliğine dayalı termik santral yapımına önem ve öncelik vermek gerekirken tesisleri ve hammaddesi tamamen ithal edilen doğal gaz çevirim santrallerinin toplam elektrik enerjisi üretimindeki payının % 40 'lardan % 60 'lara doğru tırmanmakta olduğunu hayret ve ibretle izlemekteyiz. Gerçi 80 yıllık cumhuriyet döneminde hidrolik ve termik santrallerin de tamamen ithal edilerek kurulabildiğini, kopyalamaktan ve optimal bir prototip yaratmaktan da aciz kaldığımızı itiraf etmeliyiz, oysa akılcı davranıp bunu becerebilseydik hem makina-ekipman için gerekli malzeme hem de işçilik yurtiçinden sağlanmış ve çok önemli miktarlarda döviz tasarruf edilmiş olacaktı. Buhar kazanı, türbin, jeneratör, trafo, şalt ve dağıtım tesislerinin yurtiçinde imalatı mevcut bigi birikimi ve geliştirerek kopyalama tekniğini benimseyen akılcılık ile her zaman mümkün görülmelidir.

Elektrik enerjisi tüm ekonomik faaliyetlerin en önemli müşterek girdisidir, ana hammaddesidir. İşte burada bakır metalinin paralelde önemi ortaya çıkmaktadır. Elektriğin üretilmesinde (jeneratör, trafo gibi) , nakledilmesinde (enerji nakil hatları) ve kullanılmasında (elektrik motorları, elektrikli makinalar v.b.) en iyi ekonomik iletken olan rafine bakır metalinin vazgeçilemez stratejik bir metal olduğu bellidir.

Evlerimizdeki aydınlatma gereçleri, radyo ve TV-cihazları, çamaşır ve bulaşık makinaları, buzdolabı ve mutfak robotları gibi çağdaş yaşamın gerektirdiği tüm donanımlar bakır sayesinde insanlığın hizmetindedir. Uzun ömürlü çatı kaplaması olarak bakır levha ve mobilya malzemesi olarak pirinç kullanımına da rastlanmaktadır.
Torna, freze, matkap, kaynak makinaları ve trafoları gibi elektrikli makinalar da bakırın kullanıldığı önemli üretim araçlarıdır. Bu tür makinalarda bakır, elektriğin tüketimi ve dahili iletimi amacına hizmet eder. Gemi, tren, otomobil türünden ulaşım araçlarında da bakırın önemli katkısı vardır. Bunlarda bakırın elektriğin üretiminde, iletiminde ve tüketiminde hizmet ettiği gözlemlenebilir.

Özetle bakırın takriben % 80'inin elektrik/(elektronik) sektöründe, kalan % 20'sinin ise pirinç, bronz v.b. alaşım halinde genelde makina sektöründe; boru ve içi boş profil halinde ısı eşanjörlerinde ve mobilya sanayiinde, levha halinde inşaat ve makina sektöründe kullanıldığı söylenebilir.

2) Bakır cevherleri

Yer kabuğunda ortalama % 0,01 mertebesinde bakır bulunur, en çok bulunan elementler sıralamasında bakır 25 nci sırada yer almaktadır. Magma tabakasından yukarıya, yerkabuğuna doğru sıvı sızması sonucu ağır metal sülfürleri ayrışır, en çok rastlanan kalkopirit minerali de , CuFeS2 (%34,6 Cu) , primer olarak bu şekilde oluşmuştur. Kızgın doğal buharların ya da sülfürlü mineraller üzerine sızan doğal sülfat çözeltilerinin kimyasal etkisi ile oksitlenme ve redüklenme sonucu sekonder olarak oksidli bakır mineralleri ve metalik bakır (nabit bakır) oluşur. Bu nedenle birçok maden yatağında üstteki oksidli bakır mineralleri alınarak derine inildikce sülfürlü cevherlere ulaşılır. Günümüzde bilinen bakır cevherlerinin yaklaşık % 85' i sülfürlü, % 15' i oksidli minerallerdir. 200 civarında mineralin bakır ihtiva ettiği, bunlardan 30-40 kadarının doğada daha yaygın bulunduğu bilinmektedir. En önemli ve yaygın olan bakır mineralleri kısaca şöyle sıralanabilir;
Kalkopirit: CuFeS2 (%34,6 Cu)
Kalkosin : Cu2S (% 79,9 Cu)
Kovellin : CuS (% 66,5 Cu)
Bornit : Cu5FeS4 (takriben % 63 Cu, değişkenlik gösterir)
Tetraedrit : 3 (Cu2, Ag2, Fe, Zn)S.Sb2S3
Tennantit: 3 (Cu2, Fe, Zn) S. As2S3 (Arsenopirit)
Enarjit : 3 Cu2S. As2S5
Burnonit : 3 (Cu2, Pb) S. Sb2S3
Küprit : Cu2O (% 88,8 Cu)
Tenörit : CuO (% 79,9 Cu)
Malakit : CuCO3 .Cu(OH)2 (% 57,5 Cu)
Azurit : 2 CuCO3. Cu(OH)2 (% 55,3 Cu)
Krizokol : CuSiO3. 2 H2O (% 36,2 Cu)
Atakamit : CuCl2.3 Cu(OH)2 (% 59,5 Cu) (Güney Amerika'da önem arzeder)
Kalkantit : CuSO4 . 5 H2O (% 25,5 Cu) (Göztaşı)
Brokantit : CuSO4 . 3 Cu(OH)2 (% 56,2 Cu) (Arizona, New Mexico, Kuzey Şili)
Antlerit : CuSO4 . 2 Cu(OH)2 %53,8 Cu) Şili/Chuquicamata yatağı oksid zonundaki en önemli mineral

Listede metalik bakır yüzdesi verilmeyen kompleks minerallerin kimyasal formullerinden de görüldüğü gibi çinko, kurşun ve gümüş bakırın başlıca refakatcı elementleridir, bunun yanında cevherlerdeki altın ve platin grubu metaller de izabe sonucu blister bakır içinde toplanır ve elektrolitik rafinasyonda anod çamurunda birikir. Cevherin yapısına bağlı olarak blister bakır içinde 10 ila 50 g/t mertebesindeki altın, ateşle rafinasyon sırasında katılan hurda bakır oranına da bağlı olarak anod çamuru içinde % 0,1 - 0,5 Au konsantrasyonuna erişebilir. Anod çamuru, yaklaşık 2500 t/y 'lık Dünya altın üretiminin % 15-20'sini karşılayan bir hammadde olarak görülmelidir.
Kurşun, Arsen, Antimuan, Kalay, Çinko gibi elementler bakır konsantresi içinde empürite olarak mütalaa edilir, dolayısıyla bunların mümkün mertebe azaltılmasına çalışılır ya da cevher yapısı uygunsa Çayeli Bakır İşletmelerinde olduğu gibi düşük çinkolu bakır konsantresi ve düşük bakırlı çinko konsantresi ayrı ayrı üretilir.

Porfiri tipi yataklarda genellikle Molibden, bakır ile birliktedir. Pentlandit türü minerallerden de hem bakır hem de nikel elde edilmektedir, bunlarda ayrıca kıymetli metal içeriği de (Au, Ag, Pt - grubu) yüksek olabilmektedir. (Finlandiya)

Sülfürlü bakır cevherlerinde maden yatağı açık işletmeye uygunsa ve altın, molibden gibi ek kıymet ifade eden rafakatçılar varsa cevher tenörünün % 0,3 Cu olması bile büyük ölçekli işletmelerde ekonomik olabilmektedir. (Günlük cevher istihracı 100.000 t ve üzerinde! )

Pratikde genel geçerli ekonomiklik alt sınırı olarak kabul edilebilecek tenör değerleri:
Açık İşletme (yerüstü) : min. % 0,5 Cu
Yeraltı İşletmesi : min. % 1,0 Cu (derinleştikce ve zorluk derecesi arttıkca bu değer yükselir, maden yatağı yapısına göre münferid fizibilite çalışması yapılmalıdır.)

Burada yeri gelmişken şu uyarıya kulak verilmelidir: Çayeli Bakır İşletmelerinde kabul edilip uygulamaya konulan alt sınır değerinin (cut off grade) hangi fizibilite çalışmasına dayandırıldığı T.C.Maliye Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı müfettişlerince ve bilirkişi desteği ile yerinde yeniden incelemeye alınmalıdır.

İzabe için cevherin zenginleştirilmesi gerekir. Sülfürlü cevherlerde flotasyon yöntemi hakimdir ve cevherin tenörü ve yapısına bağlı olarak % 20 ila % 30 Cu içeren konsantre elde edilir. Konsantre, içindeki bakır yüzdesine göre LME (Londra Metal Borsası) bakır katod fiyatı baz alınarak ve güncel izabe ve rafinasyon maliyetleri düşülerek fiyatlandırılır. Empüriteler için ayrıca ceza puanları uygulanır. Özetle bakır konsantresi LME kriterleri ile uluslararası düzlemde alınıp satılabilen bir üründür.

Oksidli bakır cevherlerinin zenginleştirilmesi gerekli değildir. Bunlar sülfürik asid ile doğrudan örneğin yığın liçine tabi tutulup CuSO4 olarak çözeltiye alınabilir. Maliyet açısından gang minerallerinin asid içinde çözünmeyen türden olması önemlidir. (Silikatlar, Kuvars gibi). Rafakatçı diğer bazı elementlerle kirlenmiş asidik çözeltiden Cu iyonları uygun bir Solvent'e aktarılır ve daha sonra buradan temiz sülfürik asit içine alınır (sıyırma işlemi). Temiz asidik CuSO4 çözeltisi redüksiyon elektrolizine tabi tutularak doğrudan katod bakır elde edilir. Kısa yoldan bakır kazanımına olanak verdiği için daha ekonomik olan bu yöntem SE-EW (Solvent Extraction - Electro Winning) adı altında ürün kalitesi yönünden de sürekli gelişme göstermektedir. Burada üretim potansiyeli, oksidli cevherlerin kükürtlülere kıyasla miktarca çok daha az bulunması ile sınırlıdır. Ekonomiklik alt sınırı, cevherin yapısına bağlı olmakla birlikte (sertlik, çözünürlük vb.) % 0,2 Cu olarak alınabilir.

Düşük kaliteli bakır konsantrelerinin de klasik izabe-rafinasyon yöntemine nazaran çok daha ekonomik olarak değerlendirilebildiği ileri sürülen yeni bir yöntem Outokumpu tarafından ''Hydro Copper'' adı ile 2002 yılında deklare edilmiştir. Ayrıntıları henüz açıklanmayan patentli bu yeni yöntemde Klorür kullanıldığı, altın, gümüş veriminin yüksek olduğu, nihai ürünün A-grade bakır katodlardan daha iyi kalitede bakır tozu olduğu ve çevreyi kirletmediği belirtilmektedir. Günlük kaapasitesi 1 ton bakır tozu olan bir pilot tesisin 2002 yılı sonuna kadar kurulmuş olacağı kaydedilmektedir. Pilot tesisde pratikde karşılaşılabilecek işletme sorunlarının da ayrıntılı değerlendirilmesinden sonra ileri sürülen sav olumlu şekilde kanıtlanırsa sülfürlü bakır cevherlerinin hem SO2 gazları ile çevreyi kirletmesinin önlenmesi hem de bakır üretiminde maliyetlerin düşürülmesi ümid edilmektedir.

3) Tarihçe ve bakır yatakları

Altın, gümüş ve meteor demirinden önce insanlığı Taş Devri'nden kurtaran bakırın en eski kalıntılarına Konya yakınlarındaki Çatalhöyük'de rastlanmıştır. Bunlar günümüzden 9000 yıl öncesine (MÖ 7000) aittir. Anadolu'dan daha sonra Mısır, Mezopotamya, Hindistan, İspanya ve Çin bakırı erken tanıyan (MÖ. 4000-2500) ülkeler arasında yer almışlardır.
Ülkemizde Ergani yörtesinde yer alan bakır yatakları M.Ö. 2000'lerden itibaren önce Asurlular, daha sonra Romalılar, Araplar ve Osmanlılar tarafından 1915 yılına kadar işletilmiştir. I. Dünya ve Kurtuluş Savaşları sırasındaki duruştan sonra 1924'de Almanlar tarafından yeniden işletilmeye başlanan Ergani Tesislerini 1936'da ETİBANK devralmıştır. Etibank burada 1990'a kadarki 54 yıllık dönem içinde toplam yaklaşık 530.000 ton ham bakır (blister) üretmiştir. Cevher tükendi gerekçesi ile terkedilen Ergani İzabe Tesisleri hurdaya çıkarılmış ve % 1,2 Cu tenörlü bakiye yaklaşık 5 milyon tonluk maden rezervinin mevcut flotasyon tesisleri ile değerlendirilmesi görevi özel sektörden bir firmaya verilmiştir, bu rezerv de bugünlerde tükenmek üzeredir.

Dünya'da önemli bakır yataklarının bulunduğu bölgeler şu şekilde özetlenebilir:
Güney Amerika'nın özellikle batı sahilleri, Kuzey - Şili
Kuzey Amerika'da ABD'nin güney-batısı ve Kanada'nın doğusu (Cu ve Ni)
Afrika'da Kongo, Zaire, Kuzey-Rodezya
Asya'da Kazakistan, Özbekistan, Afganistan (Dünya'nın en zengin bakır ve demir yataklarına sahip olduğu iddiası var, henüz işletilmiyor!), Hindistan
Avrupa'da Polonya, Finlandiya, Portekiz, Yugoslavya
Avustralya'da Olympic Dam (WMC şirketi işletiyor) ve Papua Yeni Gine'de Bougainville (yöre halkının isyanı sonucunda işletici firma Rio Tinto bu maden yatağını terk etti)

4) Cevher ve metal üretimi

Dünya bakır cevheri istihracı konusunda aşağıdaki çizelge bir fikir vermektedir;

1992 (t.Cu/y) 2001 (t.Cu/y) 2002
Ülke Kapasite Üretim Üretim Üretim

1) ŞİLİ 2.030.500 1.933.000 4.805.000 4.615.000
2) A.B.D. 1.956.800 1.761.000 1.369.000 1.112.000
3) KANADA 849.000 764.000 636.000 600.000
4) ZAMBİA 586.000 433.000 328.000 334.000
5) PERU 442.500 369.000 730.000 832.000
6) YUGOSLAVYA 417.400 yakl. 100.000 (Sırb.) 39.000 55.000
7) MEKSİKA 403.600 279.000 325.000 332.000
8) ZAİRE 355.000 144.000 ? ?
9) AVUSTRALYA 349.200 378.000 876.000 871.000
10) ENDONEZYA 300.000 292.000 1.047.000 1.135.000
11) G.AFRİKA 218.000 198.000 126.000 111.000
12) FİLİPİNLER 208.000 124.000 36.000 30.000
( TÜRKİYE - - 61.000 67.000)
Grup toplamı : 8.166.000 6.775.000 10.317.000 10.027.000
Grup payı /B.Bl % 92,5 % 89,05 % 93,4 % 90,8
Grup payı/Tüm Dünya - - % 74,7 % 73,9
Batı.Bloku -Dünya : 8.825.100 7.608.000 11.313.000 11.044.000
Tüm Dünya - - 13.814.000 13.566.000


Dünya bakır cevheri üretiminde Amerika Kıtası'nın payı büyüktür. A.B.D., Şili ve Kanada 1992'de Batı-Bloku Dünya cevher üretiminin % 58'ini, 2002'de ise % 57,3'ünü gerçekleştirmiştir.

Cevher üretiminde son on yıllık dönem içinde ABD, Kanada, Zambia, Yugoslavya, G.Afrika ve Filipinler'de düşme , Peru, Endonezya ve Avustralya'da ise önemli ölçüde yükselme olduğu izlenmektedir.

Listelenen bu 12 hammadde ülkesinin tüm Dünya üretimindeki paylarının % 75'ler düzeyinde olduğu göz önüne alınır ve bunlara Kazakistan, Özbekistan, İran, Hindistan, Polonya gibi bakır üreten ülkeler eklenirse 20 civarında ülkenin bakır cevherleri yönünden önem arzettiği ortaya çıkacaktır. (toplam ülke sayısının takriben % 10'una tekabül etmektedir.) Özellikle Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransa gibi sanayileşmiş ülkelerin bakırın hammaddesine sahip olmadıkları, buna karşın önemli bakır metali kullanıcıları olduğu görülmektedir.

Ortalama bakır tenörü % 1 Cu olarak alındığında yalnızca A.B.D.'de yılda 110-130 milyon ton mertebesinde cevher istihraç edildiği anlaşılır ki birçok maden yatağında tenör % 0,5 Cu düzeyindedir. Dolayısı ile gerçekte 250 milyon t/y düzeyinde bir bakır madenciliği hacmi söz konusudur. Yataklar çoğunlukla açık işletme yöntemi ile değerlendirildiğinden 1:1 Dekapaj/Cevher oranı için gerçek faaliyet hacminin bunun iki katı olduğu da düşünülebilir.

Açık işletmelerde üretim miktarları da oldukça yüksektir. Bazı şirketlerin günlük bakır cevheri istihraç değerleri ve ortalama bakır tenörleri örnek olarak aşağıda verilmiştir:

Kennecott Copper Corp. Utah Mines Division 108.000 t/gün % 0,68 Cu
Bougainville Copper Pty.Ltd. Panguna Papua Y.Gine 90.000 ,, 0,48 ,,
Duval Corp., Sierrita, Arizona (Mo içerikli) 80.000 ,, 0,30 ,,
Phelps Dodge Corp.,Morenci, Arizona 61.000 ,, 0,85 ,,
Cyprus Pima Mining Co., Sahuarita Tucson, Arizona 58.000 ,, 0,50 ,,
Palabora Mining Co.Ltd., Transvaal, G.Afrika 53.000 ,, 0,55 ,,
Lornex Mining Corp.Ltd., Logan Lake, B.C.Kanada 47.500 ,, 0,43 ,,

Görüldüğü gibi yılda 30-40 milyon ton bakır cevheri istihraç eden kuruluşlar vardır.
Açık işletmelerde böylesine büyük ölçekli üretim sonucunda % 0,30-0,50 Cu içeren cevherlerin de ekonomik olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Ortalama % 0,8 Cu tenörü için bakır cevheri Dünya toplam üretim hacminin yılda 1,5-1,7 milyar ton mertebelerinde olduğu hesaplanabilir, böylece bakır madenciliğinin en çok üretilen metal olan demir madenciliği ile kıyaslanabilecek boyutlarda olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu noktanın bakır madenciliğinin yaratacağı istihdam hacmi bakımından ülkemiz için özel bir önemi vardır.

İzabe ve rafinasyon üretimi ve kapasite değerleri için son iki yıla ait önemli sayılabilecek göstergeler aşağıda özetlenmiştir:

Ülke Blister bakır üretimi (t/y) Katod üretimi (t/y)
2001 2002 2001 2002

1) ŞİLİ 1.518.000 1.517.000 2.847.000 2.869.000
2) JAPONYA 1.455.000 1.389.000 1.449.000 1.373.000
3) ÇİN 1.150.000 1.115.000 1.460.000 1.513.000
4) A.B.D. 845.000 656.000 1.653.000 1.391.000
5) KANADA 579.000 491.000 565.000 495.000
6) AVUSTRALYA 480.000 460.000 581.000 573.000
7) G.KORE 408.000 425.000 474.000 497.000
8) HİNDİSTAN 334.000 410.000 321.000 373.000
9) ALMANYA 389.000 408.000 683.000 700.000
10) PERU 393.000 354.000 475.000 495.000
11) İSPANYA 306.000 320.000 273.000 285.000
12) MEKSİKA 310.000 272.000 393.000 381.000
13) İSVEÇ 215.000 320.000 215.000 210.000
(TÜRKİYE 24.000 32.000 58.000 47.000)
Grup toplamı 8.382.000 8.137.000 11.389.000 11.155.000
Grup Payı % 97,7 % 98,8 % 95,6 % 96,3
B.Bl. Dünya Topl. 8.578.000 8.238.000 11.918.000 11.581.000
Tüm Dünya 11.651.000 11.384.000 15.300.000 15.031.000
Toplam Kapasite 14.661.000 14.876.000 18.935.000 19.320.000
Kap.Kullanım Oranı % 79,5 % 76,5 % 80 % 77,8

Çizelgede sıralanan 13 ülke Batı Bloku Dünyası blister bakır ve katod üretiminin % 95'inden fazlasını gerçekleştirmektedir, tüm Dünya üretimine göre blister bakırda % 71'lik ve katodda % 74'lük Grup payına sahiptirler. ŞİLİ liderliğini sürdürürken son yıllarda ÇİN'in katod üretiminde, JAPONYA'nın da blister üretiminde Dünya ikincisi olduğu görülmektedir. Çizelgelerin birbiri ile kıyaslanmasından Zambia, Zaire ve G.Afrika'da metal üretimi yapılmadığı, hammadde ülkesi olarak önemli gelişme kaydeden Endonezya'da ise cevher üretiminin ancak % 20'sinin blister bakıra dönüştürüldüğü ve rafinasyon yapılmadığı anlaşılmaktadır. (Endonezya'da ulusal bankacılık sektörünün çökertilmesinden sonra yabancı bankaların hakimiyet kurmasına paralel olarak madenciliğin de geliştiği izlenmiştir)

Japonya, Almanya ve G.Kore'nin ithal edilen bakır konsantresi ile blister ve katod ürettiği net bir şekilde ortadadır. Özellikle Japonya hammadde ülkeleri ile uzun vadeli anlaşmalar içindedir ve bunu büyük ölçüde üreticilere uzun vadeli uygun koşullu kredi vermek suretiyle başarmaktadır. G. Kore ve Almanya'nın da üreticilerle ortaklık dahil benzer stratejiler uygulayarak hammadde gereksinmelerini garanti altına almakda başarılı oldukları gözlemlenmektedir.

2002 yılında bakır konsantresi ithalatı ve ihracatını yapan ülkelerin sıralanmasından hammaddece zengin ve fakir olanlar aşağıdaki çizelgelerden kolayca teşhis edilebilir:
Konsantre Ticareti
Konsantre ihracatcıları Konsantre ithalatcıları+
Ülke Konsantre miktarı (t/y) Ülke Konsantre miktarı (t/y)
1) ŞİLİ 2.895.000 1) JAPONYA 3.675.000
2) ENDONEZYA 1.864.000 2) ÇİN 1.814.000
3) PERU 980.000 3) G.KORE 1.138.000
4) AVUSTRALYA 652.000 4) ALMANYA 865.000
5) ARJANTİN 596.000 5) İSPANYA 633.000
6) MOĞOLİSTAN 434.000 6) BREZİLYA 419.000
7) PAPUA Y.GİNE 404.000 7) FİNLANDİYA 340.000
8) KANADA 400.000 8) İSVEÇ 271.000
9) TÜRKİYE 168.000
10) PORTEKİZ. 162.000
Genel toplam 9.155.000 9.155.000

Böylece listelenen 8 sanayileşmiş ülkenin 2002 yılında ithal konsantre ile tahminen 2,5 milyon ton bakır metali ürettiği anlaşılmaktadır. Bu miktar aynı yıldaki 15 milyon tonluk toplam katod üretiminin altıda biridir. (% 17). Türkiye listedeki G.Kore, İspanya ve Brezilya dışındaki 5 ülkeye de konsantre göndermiştir. Aynı yıl içinde 32.000 t blister, 47.000 t katod üretip 217.000 t rafine bakır tüketen ülkemizin konsantre ihracatında ilk 10'a girmesi ilginçtir. 170.000 t bakır katod ithal edilirken tahminen 40.000 t bakır içeren 168.000 t konsantre dışarıya gönderilmiş, bu arada kendi maden yataklarındaki cevher tükendiği için KBİ Samsun izabe tesisleri ithal konsantre ile zaman zaman fason çalışarak üretim yapmıştır.

Rafine bakır tüketiminde önde gelen ülkeler aşağıdaki çizelgede sıralanmıştır:
Ülke 2001 (t/y) 2002 (t/y)
1) ÇİN 2.190.000 2.562.000
2) A.B.D. 2.212.000 2.364.000
3) JAPONYA 1.145.000 1.116.000
4) ALMANYA 1.092.000 1.076.000
5) G. KORE 849.000 918.000
6) İTALYA 676.000 663.000
7) TAYVAN 540.000 645.000
8) FRANSA 538.000 541.000
9) MEKSİKA 419.000 375.000
10) İSPANYA 299.000 316.000
11) BELÇİKA 316.000 310.000
12) RUSYA 250.000 305.000
13) HİNDİSTAN 257.000 278.000
14) KANADA 265.000 269.000
15) İNGİLTERE 286.000 252.000
16) POLONYA 272.000 250.000
17) SUUDİ ARABİSTAN 213.000 221.000
18) TÜRKİYE 196.000 217.000
Grup toplamı 12.015.000 12.678.000
Grup payı /Tüm Dünya % 83,9 % 84,8
B.Bloku Dünya toplamı 11.346.000 11.549.000
Tüm Dünya 14.323.000 14.947.000
Görüldüğü gibi Çin, ABD, Japonya, Almanya ve G.Kore'den oluşan ilk beş ülke toplam 8.036.000 t/y'lık rafine bakır tüketimi ile toplam Dünya tüketimi içinde % 53,8'lik bir paya sahiptir. Diğer sanayileşmiş Avrupa ülkelerinden ayrıca İtalya, Fransa, İspanya, Belçika ve İngiltere'nin tüketimleri Almanya'nınki ile birleştirilirse 3.158.000 tonluk bir grup tüketim değeri ile hammadde bakımından fakir AB ülkelerinin toplam Dünya tüketimi içinde % 20'den yüksek bir paya sahip olduğu belirginleşmektedir.
Bu açıklamalardan ülkemizin hammadde ihraç eden ve metalik bakır ithal ederek büyük tüketiciler arasında yer almaya başlayan garip bir ülke olduğu sonucuna varılabilmektedir.

5) Türkiye'de Bakır

5.1) Rezervi bilinen yataklar

Ülkemizde keşfedilen bakır madenleri, Karadeniz Bölgesi'nde ARTVİN (Murgul, Cerattepe), RİZE (Çayeli), KASTAMONU (Küre) 'de ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde SİİRT (Madenköy) ve DİYARBAKIR (Ergani; aslında Elazığ'a bağlı Maden ilçesinde!..) yörelerinde bulunmaktadır. ÇANAKKALE ve KIRKLARELİ yörelerinde de çinko, kurşun ve molibden içeren kompleks bakır cevherleri olduğuna dair bulgular ve kısmi faaliyetler vardır.

MTA tarafından yapılan çalışmalar sonucu ekonomik olarak değerlendirilebileceği düşünülen başlıca bakır maden yatakları hakkında özet bilgi aşağıda verilmiştir:

Gör.+ Muht . Metal Bakır
İli İlçesi Mevkii Rezerv (t) % Cu (t)

1)Rize / Çayeli / Madenköy 16.511.040 5,5 908.107
2)Trabzon / Maçka / Güzelyayla 154.700.000 0,3 464.100
3)Siirt / Şirvan / Madenköy 14.515.000 3,0 435.450
4)Erzurum / İspir / Ulutaş 73.600.000 0,31 228.160
5)Kırklareli / - / Dereköy 65.209.000 0,31 208.668
6)Artvin / Murgul / Damar 15.238.000 1,18 179.808
7)Kastamonu / Küre / Aşıköy 11.229.208 1,56 175.176
8)Artvin / Murgul / Çakmakkaya 16.618.000 0,99 164.518
9)Artvin / Kafkasör / Cerrattepe 1.200.000 10,0 120.000
10)Artvin / Kafkasör / Cerrattepe 3.800.000 2,1 79.800
11)Giresun / Espiye / Lahanos 1.529.000 4,23 64.676
12)Kırklareli/Demirköy/İkiztepe 12.700.000 0,39 49.539
Grup toplamı 2.998.202
Diğerleri - - 562.297

Toplam 436.152.000 - 3.560.499

Buradaki toplam metal bakır miktarından değerlendirilmesi zor ya da şüpheli olan cevherlerin içeriği düşülürse 2.279.210 tonluk ekonomik metal rezervinden bahsedilebilmektedir. Örneğin Trabzon, Erzurum ve Kırklareli oluşumlarının çok ayrıntılı ve titiz bir fizibilite çalışmasına gereksinimi vardır. (Porfiri tipi cevher)

Artvin/Murgul'daki Damar ve Çakmakkaya yatakları pratik olarak tükenmiştir, Kastamonu/Küre yatağı da hızla tükenme yolundadır. Ayrıca yukarıdaki envanter yaklaşık 10 yıl öncesine ait olduğundan ortalama 60.000 t/y metal içeriği hesabıyle bugün için ekonomik rezev toplamının 1.600.000 t seviyesine gerilediği kabul edilebilir. Bu miktar, cevherden % 85'lik bir toplam metal geri kazanım verimi üzerinden ülkemizin güncel metal tüketimi artmaz ise ancak 6 yıllık ihtiyacı karşılayabilecektir. Özetle yeni maden yatakları arayıp bulma faaliyetlerine önem, öncelik ve hız verilmesi; bilinen işletilebilir yataklarda süratle madencilik faaliyetlerine başlanması; konsantre üretimine odaklanılması; KBI Samsun İzabe Tesislerinin modernize edilmesi ve kapasitesinin kademe kademe arttırılması acil ihtiyaç olarak görülmelidir. KBI Samsun İzabe Tesislerinin ayakta kalabilmesi için gerektiğinde ithal konsantre ile Dünya'daki diğer İzabe Tesisleri ile boy ölçüşebilecek ölçek ve teknolojiya kavuşturulması zaten zorunludur.

5.2) Blister ve rafine bakır üretimi

Yurdumuzdaki bakır madencilik ve metalurji faaliyetleri kısaca şöyle özetlenebilir:
Etibank'ın Ergani'de faaliyet gösterdiği ve toplamda 530.000 t blster ürettiği 54 yıllık dönem içinde yapılan ve en derini 300m olduğu beyan edilen (kayıtlarda 220 m!) maden arama sondajlarının toplam uzunluğu 22.000 m kadardır. Sırbistan'daki RTB-Bor Tesislerinin 1945-90 arasındaki 45 yıllık dönemde her yıl ortalama 55.000 m arama sondajı yaparak yılda 30 Milyon ton bakır cevheri istihraç ettiği ve 700 Milyon ton kesin rezervli bir yatak bulduktan sonra yıllık arama sondaj programını 25.000 m'ye düşürdüğü bilinmektedir. Satalit fotoğraf tekniğine dayanılarak Ergani (Maden) yöresinde bakır ana-yatağının - (400-600)m kodlarında Dicle'nin altında bulunduğu, bunun kesinleştirilmesi için derin sondaj tekniğinin uygulanması (örneğin -1200 m'ye kadar) uzmanlarca belirtilmiştir. EBİ'nin kurulu izabe kapasitesi 15.000 t/y olarak beyan edilmekteydi, demek ki tüm çalışma döneminde ortalama kapasite kullanım oranı % 66 düzeyinde seyretmiş.

EBİ'nde, küçük kapasitelerde çalıştırılamayacağı herhalde bilinmediği için bir Sülfürik Asit Fabrikası kurulmuş, ve çalıştırılamadan hurdaya çıkarılmıştır. Buradan H2SO4 teslimatı esas alınarak kurulan Elazığ Gübre Fabrikası ekonomik üretim yapamayınca Etibank Mazıdağı Fosfat Tesisleri de aynı oranda üretim kaybına uğramıştır. Bu mühendislik hatalarının doğrudan istihdam kaybının 10.000 mertebesinde olduğu söylenebilir, yöre koşullarında bunun anlamı 100.000 kişinin ekmeğidir.

Cumhuriyet Türkiyesi'nin ikinci bakır izabe tesisi olan Artvin/Murgul'daki 10.000 t/y blister kapasiteli tesis de teknolojik ve ekonomik nedenlerle 90'lı yılların başlarında kapatılmış, hurdaya çıkarılarak satılmıştır. EBİ'de yapılan mühendislik hatası burada da aynen tekrarlanmış, Polanya tarafından kurulan Asit Fabrikası işletmeye alınamadan İzabe Tesisleri hurdaya çıkarılmıştır. Murgul İzabe Tesislerinin Etibank bünyesinde bulunduğu dönemlerde koordinasyon yetersizliği, iletişim kopukluğu ve benzeri diğer bazı sübjektif nedenlerle Damar bakır yatağında 1.000.000 t/y cevher kapasiteli bir Flotasyon Tesisi kurulmuş ve işletmeye alınmadan hurdaya çıkarılmıştır, çünkü bu arada Murgul Tesisleri, KBİ bünyesine aktarılmış ve KBİ'ne ait komşu Çakmakkaya Flotasyon Tesisinin 4.000.000 t/y olan kapasitesine yetecek kadar maden istihracı zaten yapılamamıştır. Bunlar madencilik ve metalurji sektöründen ''Mühendislik Hataları''na sadece birkaç örnektir. (Aslında hiçbir ülke mühendislik hatalarını ödeyebilecek kadar zengin değildir ! Biz de değiliz ! )

Günümüzde primer bakır (blister) üreten tek Kuruluş olarak, 1973'de işletmeye alınan K.B.İ.'ne ait Samsun İzabe Tesisleri kalmıştır. Ergani, Murgul ve Samsun izabe tesislerinin işletmede olduğu dönemlerde de toplam blister üretimi, tesislerin toplam 65.000 t/y 'lık kapasitesine karşın, çeşitli nedenlerle 40.000 t/y seviyesinin üzerine çıkamamıştır. Samsun Tesisleri, muhtelif darboğaz giderme ve modernizasyon yatırımlarından sonra kurulu nominal kapasitesi olan 40.000 t/y değerine ulaşamamıştır. Bunun başlıca nedeni, çiftçilere SO2- zararları tazminatı ödememek için yaz aylarında üretimin 2-3 ay süre ile durdurulmasıdır. KBI, bugüne değin esas itibarı ile Murgul yöresindeki (Çakmakkaya ve Damar) kendine ait bakır madenlerinden ürettiği bakır konsantresi ile izabe tesislerini besleyebilmiştir, ancak yöredeki ekonomik rezervlerin tükenmesi ile günümüzde daha çok konsantre satınalma mecburiyeti ile karşı karşıyadır. (Çayeli, Küre,
Ergani konsantresi ve ithal konsantre...) Bu arada özelleştirme projesi yeniden gündemdedir, ancak KBİ'ne ait ruhsatlı sahalarda bakır rezervlerinin tükendiği de bilinmektedir. KBİ Samsun İzabe Tesislerinin küresel ölçekde rekabet kabiliyetine kavuşturulması ve gerektiğnde ithal konsantre ile çalıştırılabilmesi için kapasitenin en az ikiye katlanması (80.000 t/y), önemli ölçüde modernizasyon yatırımlarının paralelde gerçekleştirilmesi ve Sülfürik Asit üretim ve tüketiminde yanıbaşındaki Gübre Fabrikası ile koordineli çalışmasının temini kanaatimizce zorunlu görünmektedir.

Çayeli Bakır İşletmelerinde (ÇBİ) üretilen bakır konsantresi için cevher yeraltı işletmeciliği ile istihraç edilirken % 4,5 Cu 'dan daha fakir kısımların alınmadığı (cut off grade) yetkililerce ifade edilmiştir. ÇBİ'nin büyük ortağı ETİ HOLDİNG, 25.000.000 t cevher rezervli ve ortalama % 2 Cu tenörlü Siirt/Madenköy sahasını redövans karşılığı devretmek için yıllardan beri bir talip aramaktadır. Bu yatak da ancak yeraltı maden işletmeciliği ile değerlendirilebilecektir. Eti Holding tenör değerlendirmesinde hangi saha için haklıdır, bu çelişkinin izahı merak konusudur.

Yeraltı zenginlik kaynaklarının araştırılmasındaki yetersizlik bakır madenleri için de doğal olarak geçerlidir. Tüm madencilik faaliyetlerinin takriben % 80' i Kamu'ya aittir, bakırda da durum farklı değildir. ETİBANK, Küre'de ürettiği % 16 Cu içerikli 30.000 t/y bakır konsantresini Samsun'a, Çayeli'de ürettiği % 27-28 Cu içerikli 110.000 t/y konsantreyi de yurtdışına (son dönemlerde cüzi bir kısmını Samsun'a) göndermektedir.

Ham bakırın rafine edilmesi için 1952/53 'lerde ilk tesis, 3000 t/y kapasite ile MKEK-Kırıkkale'de kurulmuştur. İkinci tesis 1962/63'lerde İstanbul'da RABAK adı altında kurulmuştur, el değiştirip 90' lı yıllarda krize girdiğinde rafinasyon kapasitesi 35.000 t/y katod idi. 1972/73'lerde kurulan SARKUYSAN Şirketinin bugünki rafinasyon kapasitesi 70.000 t/y bakır katod, 180.000 t/y bakır filmaşindir. Son 30 yıllık dönem içinde İstanbul, Hendek, Denizli, Kayseri, Samsun'da ortaya çıkan diğer rafineri tesisleri ile Türkiye bakır rafinasyon kapasitesi toplamda 190.000 t/y katod düzeyindedir. Bu değer, gelişmiş sanayi ülkelerinde bir tek tesisin optimal kapasitesi olarak mütalaa edilmektedir. Bu kapasite yıllara göre % 50 - 65 mertebesinde ancak kullanılabilmiş ve iç tüketimi kolayca karşılayabilmişti. (Almanya'da Norddeutsche Affinerie 'nin ithal konsantre ile 500.000 t/y katod ve filmaşin, Hüttenwerke Kayser'in hurdadan 200.000 t/y katod, Deutsche Giessdraht'ın katoddan 200.000 t/y filmaşin ürettiğini ve bu üç Kuruluşun da aynı sermaye grubuna ait olduğunu belirtmekte yarar olabilir.)

Rafine bakır ürünlerinde ülke tüketimi yıllar boyunca 120.000 t/y düzeyinde seyrederken 2000 yılı ülke gereksinmesi 200.000 t mertebesine erişmiştir. Böylece ülkemizin özgül bakır tüketim değeri, bakır tüketimi yönünden kalkınma eşiği sayılan 4 kg/Kişi.Yıl seviyesine yaklaşmıştır denebilir. (Çelikde 200 kg/Kişi.Yıl eşiği daha önce yakalanmıştı) Elektrik enerjisinin üretimi, nakledilmesi ve tüketiminde kullanılan makina-ekipmanda rafine bakır kritik görev üstlenmektedir. Bu bakımdan % 80' i elektrik sektöründe kullanılan bakır stratejik bir metaldir.

Kalkınma için gerekli olan elektrik enerjisi üretimi arttırılırken paralelde zorunlu olarak bakır ihtiyacı da artacaktır. Örneğin yıllık ihtiyacın 300.000 tona çıkması ve yurdumuzda primer bakır üretiminin artmaması durumunda metal bakır ithalatına her yıl 450-500 milyon USD'lık kaynak ayrılması gerekecektir. (LME fiyat artışları ile 1 milyar USD seviyesine de çıkabilir!)
Başarılı sayılan bakır rafinasyon tesisleri , ham bakırı ithal edip işledikten sonra hem yurtiçine hem de yurtdışına satmaktadırlar. Yüksek finans ve nakliye maliyetlerinin yanında borsada değişen metal fiyatları önemli riskler getirmektedir. Öte yandan bilinen bakır madeni rezervlerinin bile yeterli hızda değerlendirilebildiği söylenemez. Hem cevher arama, hem de madencilik faaliyetlerinde seferberlik ilan edilmesi, Devlet ve Özel Sektör güçlerinin birleştirilmesi ve koordine edilmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Bakır, üretim miktarı bakımından aluminyumdan sonra demirdışı metallerde ikinci sırada yer almakla birlikte cevherlerinin fakir olması ( % 0,5 - 1,0 Cu içeriği ) nedeni ile demir madenciliği kadar (Dünya madencilik hacmi 1,5 milyar t/y düzeyinde ! ) önemlidir. Bakır metal hurdası da ayrıca değerini yitirmeyen, çok daha az enerji tüketerek (çevre koruma) yeniden ürüne dönüştürülebilen bir malzemedir.

Ülkemizde sanayileşme seviyesinin yüksek olmayışı ve makina imalat sektörünün gelişememesi sonucunda bakır ve bakır alaşımlarında hurda birikmesi yetersizdir. SSCB'nin 1991'de dağılmasını müteakip bakır hurda arzında belirgin bir artış yaşanmış ancak bu durum 5-6 yıllık bir dönem içinde sönümlenmiştir. Çevreyi primer bakır üretimindeki kadar olumsuz etkilememesi nedeniyle bakır hurda özellikle sanayileşmiş ülkelerde tercih edilen bir girdi malzemesidir. Ülkemiz bu konuda da zayıf kalmaktadır.

Rafinasyon sonrası filmaşin ve tel üretiminde belirgin bir kapasite fazlalığı ve uluslararası başarı göze çarpmaktadır. Yerli kablo ve emaye tel sanayiinin de başarılı konumu nedeniyle rafine bakır ürünleri hem çıplak veya kalay kaplı, nikel kaplı tel olarak hem de kablo ve emaye tel olarak yurtdışına gönderilmektedir.

6) Sonuç ve öneriler

Sanayileşme hedefine yönelmiş bir ülke için bakırın yukarıda da açıklandığı gibi hayati bir önemi vardır. Ülkemizin bakır cevherleri yönünden son derece umut verici bir jeolojik yapısına karşın yeterince araştırılmadığı bilinmektedir. Öte yandan prospeksiyon çalışmaları tamamlanmış, yapısı ve rezervi kesin bilinen bazı maden yataklarının çeşitli nedenlerle işletilemediği de bir ülke gerçeğidir. Ülkemiz blister ve özellikle katod şeklinde yarı mamul ithal ederken işlenmemiş hammaddeyi (konsantre) ihraç etmektedir. Madencilik ve metalurji faaliyetlerinde hem döviz tasarrufu hem de istihdam yaratacak faaliyet seviyelerine erişmek için yurtiçi potansiyelimizin doğru tesbit edilip iyi değerlendirilmesi bir zorunluluktur.

MTA ve ETİBANK'ın yeniden eski yapısına (maden arama ve madencilik bankası) kavuşturulmasının küreselleşen Dünya'da doğal kaynaklarımızın madencilik devlerine kaptırılmaması bakımından önem arzettiği gözden kaçırılmamalıdır. ETİ HOLDİNG'in Outokumpu/Finlandiya ve WMC/Avustralya gibi kuruluşların yanında çok küçük kaldığl bilinirken Etibank bünyesinden bankacılığın ayrılması ve kalan kısmın yediye bölünüp ufaltılmasının sadece güç kaybına neden olacağı bellidir. Outokumpu ve WMC gibi tanınan bazı büyük kuruluşların tüm Dünya madencilik faaliyetlerinin yıllara göre % 27'si ila % 36'sını gerçekleştiren Dünya sıralamasında en büyük ilk 10 şirket arasında yer alamadığını da hatırlamak gerekir. Dünya'nın en büyük 10 kuruluşu sırasıyla şunlardır.
1) Anglo American 2) Rio Tinto 3)BHP Billiton 4) CVRD 5)Norilsk Nickel
6) CODELCO (Şili'de bakır üretiyor)
7) Newmont (Normandy'nin sahibi) 8)Phelps Dodge (ABD, Bakır üretiyor)
9) Barrick 10) Grupo Mexico
Bunların arasındaki iki şirketin bakırcı oluşu anlamlıdır.

Devlet ve özel sektör kuruluşlarının ve konu uzmanlarının ulusal politikalar oluşturmak ve uygulamak için akılcılık çerçevesinde gönül ve güç birliğine gitmesi gerekir görüşündeyiz.

Saygılarımızla
Murat S e z e r
30.01.2003

TÜRKİYE'NİN BAKIR İTHALAT VE İHRACATI

Ülkemizin bakır ve bakır alaşımlarındaki ithalat ve ihracat seviyesi 2002 yılının ilk 10 ayını kapsayan dönemi için aşağıdaki gibidir.

İTHALAT

1) Hurda Bakır 5697,6 t
2) Anod ve Blister 7108,7 t
Katod 154,255,7 t
3) Rafine bakır çubuk, kütük v.b. 292,4 t
4) Bakır tel, CuZn,CuSn,CuNi ve diğerleri 728,9 t
5) Ön alaşımlar 27,1 t
6) Bakır tozları ve pulları 236,8 t
7) Rafine bakır çubuk, CuZn ve diğerleri 998,4 t
8) Bakır tel, CuZn-, CuNi- tel, diğerleri 7267,6 t
9) Rafine bakır şerit ve levha 3687 t
10) CuZn şerit,levha,yaprak,saç 2015 t
11) CuSn saç ve şerit CuNiZn ve diğerleri 285,7 t
12) Rafine bakır ince yaprak,şerit 4797,6 t
13) Rafine bakır boru 4428,8 t
14) CuZn boru 113,6 t
15) Diğer alaşımlardan borular 65,8 t
16) CuNi band 4,4 t
17) Boru ekleme parçaları ( fittings ) 283,6 t
18) Bakır örgü teller, alaşımdan halatlar v.b. 230,1 t
19) Bakır rondela, çivata, somun, perçin, çiv,v.b. 69 t
20) Bakır yay,zincir,sünger,ev eşyası v.b. 301,6 t
Genel toplam 192,926,2
Aylık ortalamaya göre 12 ay için hesaplanan toplam miktar. 231,511
2002 yılı için toplam bakır ve bakır alaşımlarıithalat 230.000 ton mertebesindedir.

İHRACAT


1) Hurda bakır ( 7404 ) 5410,5 t
2) Blister ( 7402 ) 14,900,0 t
3) Katod ( 740311 ) 2437,6 t
4) Rafine bakır kütük ( 740313 ) 22,6 t
5) Rafine bakır, diğer ( 740319 ) 203,9 t
6) CuZn ALAŞIMLARI ( 7403212 ) 2180,2 t
7) CuSn alaşımları ( 740322 ) 52,2 t
8) Diğer alaşımlar ( 740329 ) 0,9 t
9) Bakır döküntü ve hurdaları, CuZn alaşımı ( 740400 ) 5410,5 t
10) Bakır ön alaşımları ( 740500 ) 6,1 t
11) Bakır tozları, pulları ( 7406 ) 21,2 t
12) Rafine bakır profiller, çubuklar ( 740710 ) 578,8 t
13) CuZn çubuklar,profiller ( 740721 ) 4047,8 t
14) CuZnNi alaşımı (740722 ) 0,1 t
15) Diğer alaşımlardan çubuklar ( 740729 ) 81,9 t
16) Rafine bakır tel ( > 6mm2 ) (740811 ) 14,116,7 t
17) Rafine bakır tel ( > 0.5 mm2 ) ( 740819 ) 5657,6 t
18) Rafine bakır tel ( < 0.5 mm2 ) ( 74 0819 ) 7037,8 t
19) CuZn alaşımından teller ( pirinç ) ( 740821 ) 453,9 t
20) CuNi- ve CuNiZn- esaslı teller ( 740822 ) 23,9 t
21) Diğer bakır alaşımlarından teller ( 740829 ) 40,3 t
22) Rafine bakır saç,levha,şerit,rulo ( 740911 ) 918,0 t
23) Rafine bakır levha,şerit ( 740919 ) 240,7 t
24) CuZn levha,şerit,saç,rulo ( 740921 ) 2978,8 t
25) CuZn levha,yaprak,şerit ( 740929 ) 204,6 t
26) CuSn saç,levha,şerit ( 740931 ) 13,2 t
27) CuSn levha,şerit ( 740939 ) 2,2 t
28) CuNi alaşımı ( 740940 ) 0,1 t
29) Bakır alaşımı saç,levha,şerit ( 740990 ) 43,2 t
30) Rafine bakır yaprak şerit diğer ( 741011 ) 114,9 t
31) Bakır alaşımlarından ince yaprak şerit ( 741012 ) 285,5 t
32) Bakır alaşımlarından ince yaprak şerit ( 741022 ) 1,5 t
33) Bakır boruları ( 741110 ) 434,3 t
34) CuZn alaşımlı borular ( 741121 ) 240,0 t
35) Diğer bakır alaşımlarından borular ( 741129 ) 56,9 t
36) Boru bağlantı parçaları ( fittings ) ( 741210 ) 2,2 t
37) Pirinç boru bağlantı parçaları ( 741220 ) 741,4 t
38) Diğer bakır alaşımlarından boru bağlantı parçaları ( 741220 ) 55,0 t
39) Rafine bakır örgü teller.halatlar ( 741300 ) 20,493,5 t
40) Bakırdan ızgara,kafeslik ve ağlar ( 741490 ) 0,2 t
41) Bakırdan çivi,pünez, yivli çivi ( 741510 ) 9,4 t
42) Bakırdan rondela ( 741521 ) 0,4 t
43) Bakırdan cıvata,somun,perçin,pim,çivi,çengelli vida ( 741529 ) 3,3 t
44) Bakırdan cıvata,somun,vida ( 741533 ) 39,0 t
45) Bakırdan diğer eşya ( 741539 ) 13,8 t
46) Bakırdan yaylar ( 741600) 0,1 t
47) Bakırdan ısıtma,pişirme cihazları,ocaklar ( 741700 ) 3,4 t
48) Bakırdan sünger ( 741811 ) 0,8 t
49) Bakırdan ev işlerinde kullanılan eşya ( 741819 ) 123,4 t
50) Bakırdan sağlık koruyucu eşya,aksamı ( 741820 ) 48,5 t
51) Bakırdan ince/kalın zincir ve aksamı( 741910 ) 0,3 t
52) Bakırdan diğer eşya döküm pres ( 741991 ) 8,0 t
53) Diğer bakırdan eşya ( 741999 ) 510,0 t
Genel toplam (74 ) 84,860,3 t
Aylık ortalamaya göre 12 ay için hesaplanan toplam miktar 101,832 t

2002 yılı toplam bakır ve bakır alaşımları ihracatı 102,000 ton mertebesindedir.Buna göre net 128,000 tonluk ithalat yapılmıştır denebilir ve 32,000 tonluk yerli blister bakır üretiminde (14,900:10 ) x 12 = 17880 t'luk ihracat miktarı düşünülerek bulunan 14120 t bu değere ilave edilirse bulunan 142,120 t değeri 2002 yılında yurtiçinde tüketilen toplam bakır ve bakır alaşımları miktarı olarak kabul edilebilir. Kablo imalat sektörü'nün ihracatı ile yurtdışına giden bakır miktarının bu 142,000 t'luk değerden düşülmesi suretiyle ülkemizdeki gerçek bakır tüketimi bulunabilir. Sonuç olarak yurtiçi özgül bakır tüketiminin 2 kg/ kişi yıl değerinden daha küçük olduğu ve elektrifikasyon sevyemizin de buna göre gerilerde kaldığı anlaşılmaktadır.

Burada ihraç edilen blisterin tamamının KBİ üretiminde çıktığı varsayılmıştır.Konsantre içinde ihraç edilen 67,000 tonluk bakır izabe ile yurdumuzda üretilebilseydi net ithalatımız 128,000 - 67,000 = 61,000 ton düzeyinde kalacaktı.

BOR RAPORU - Temmuz 2003

BAKIR RAPORU - Mayıs 2003

KARDEMİR RAPORU- Temmuz 2002

MADEN KANUNU DEĞERLENDİRME RAPORU - 12 Mayıs 2002

DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ RAPORU - Aralık 1999

TÜRKİYE'NİN BİLİM TEKNOLOJİ POLİTİKASI - Ocak 1999

9. ULUSLARARASI METALURJİ KONGRESİ PANELİ - Haziran 1997

ŞUBELER

Şube Adı Posta Adresi Alan Kodu Tel Faks E-posta Adresi
Genel Merkez Meşrutiyet Cad. Hatay Sok. No:10/9
Kızılay 06420 ANKARA
312

425 41 60

419 38 18

418 93 43 Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
İstanbul Şube Barbaros Mah. Yavuz Selim Caddesi No:4
Ataşehir 34746 İSTANBUL
216 330 91 78 330 91 92 Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
İzmir Şube

Anadolu Cad. Tepekule İş Merkezi
Kat:2 No: 205
Bayraklı - İZMİR

232

425 41 60

419 38 18

  Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Bursa İl Temsilciliği Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi
Odunluk Mahallesi Kale Caddesi No: 20
Nilüfer - BURSA
224 486 56 80    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Akdeniz Bölge Temsilciliği Yenişehir Mah. 26 Sokak Ahmet Sakacı Apt. NO:12 İskenderun - HATAY       Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

ŞUBELER

Şube Adı Posta Adresi Alan Kodu Tel Faks
Genel Merkez Meşrutiyet Cad. Hatay Sok. No:10/9
Kızılay 06650 ANKARA
312 425 41 60 418 93 43
419 38 18
İstanbul Şube Caferağa Mah. Neşet Ömer Sokak
Esen Apt. No: 19 / 9
Kadıköy 34710 İSTANBUL
216 330 91 78 330 91 92
İzmir İl Temsilciliği

Anadolu Cad. No:41 Megapol Tower
10.Kat No: 8
Bayraklı - İZMİR

232 570 01 89 570 01 89
Bursa İl Temsilciliği Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi
Odunluk Mahallesi Kale Caddesi No: 20
Nilüfer - BURSA
224    

 

2014 YILI İL TEMSİLCİLİKLERİ

SIRA NO ADI SOYADI İL ŞEHİR
1 KAMBER AYGÖREN ZONGULDAK / ERDEMİR T.A.Ş. ZONGULDAK
2 SERHAT EKMEKÇİ BURSA BURSA
3 TEVFİK ORKUN KORUK İZMİR İZMİR

 

2014 YILI İŞ YERİ TEMSİLCİLİKLERİ

SIRA NO ADI SOYADI İŞYERİ ŞEHİR
1 SUAT CANOĞULLARI TEMSA OTOMOTİV ADANA
2 ÖZGÜN BAŞKAN TAŞTAN ERKUNT SANAYİ A.Ş. ANKARA
3 SALİHA SİVRİ ETİ MADEN İŞLETMELERİ ANKARA
4 AYNUR ODAMAN KOSGEB ANKARA
5 MEHMET ŞEVKİ TÜRÜDÜ MADEN TETKİK ARAMA KURUMU ANKARA
6 ZEKİ TOK SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI ANKARA
7 KADİR EBEPERİ TAİ ANKARA
8 MEHMET KEMAL SÜRÜCÜ TÜRK TRAKTÖR FABRİKASI ANKARA
9 KENAN ACAR ASİL ÇELİK A.Ş. BURSA
10 BÜLENT ŞİRİN COMPONENTA DÖKÜMCÜLÜK BURSA
11 YILDIRIM AVCI META-MAK LTD.ŞTİ. İSTANBUL
12 A.GAMZE ONUK SARKUYSAN A.Ş. KOCAELİ
13 OKTAY AKMAN EGE ÇELİK A.Ş. İZMİR
14 CAVİT BAHADIR KARADAYI İZMİR DEMİR ÇELİK A.Ş. İZMİR
15 HAVVA KAZDAL ZEYTİN TÜBİTAK-MAM KOCAELİ
16 SÜLEYMAN CAN KURNAZ SAKARYA ÜNİVERSİTESİ SAKARYA
17 CEMİL HAKAN GÜR ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ANKARA
18 KAZIM TUR ATILIM ÜNİVERSİTESİ ANKARA
19 GÖKHAN ORHAN İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL
20 NİLGÜN KUŞKONMAZ YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL
21 BURAK ÖZKAL İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL

DERGİ VE ARŞİV TARAMASI

Metalurji dergilerinin 121. sayısından itibaren yazıların tam metinlerinde arama yapabilirsiniz.

Metalurji Dergilerinde Arama:

Yasalar ve Yönetmelikler, Yönetim Organları, Genel Kurul Sonuç Bildirgeleri, Çalışma Raporları, Sektörel Raporlar, Basın Açıklamaları, Dergi Yazı Başlıkları, Kongre Kitap ve CD'leri, Sempozyumlar ve Kütüphanemizde bulunan kitap özetlerinden oluşan arşivimizde arama yapabilirsiniz.

Arşivde Arama:

 

hostgator coupon codes

TMMOB Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası
Hatay Sok No: 10/9 Kızılay 06420 ANKARA
Tel: (312) - 425 41 60 ve 419 38 18 Faks: (312) - 418 93 43
E-Posta: Genel Merkez - İstanbul Şube -
İzmir Şube - Bursa Temsilciliği